Dr. Hamid Shahanaghi:

2026 yılındaki gelişmeler, İran’da biriken krizlerin eşi benzeri görülmemiş bir kesişimine işaret etmektedir. Bu durum sadece ülkenin para ve mali işleyişini değil, aynı zamanda toprak bütünlüğünü ve yönetimin kurumsal meşruiyetini de ontolojik bir meydan okumayla karşı karşıya bırakmıştır. Mevcut durum, dönemsel bir dalgalanmanın ötesinde; makroekonomik göstergelerin çevre bölgelerdeki kimlik gerilimleriyle birleştiği ve devletin yönetim kapasitesini çökme noktasına getirdiği bir “çoklu kriz” (Polycrisis) halini yansıtmaktadır. Bu rapor, bu çöküşün iki ana itici gücünü, paralel sistemlerin kurumsallaşmasından kaynaklanan “ekonomik yapısal felç” ve onlarca yıllık sistematik ayrımcılığın tetiklediği “etnik fay hatları” diyaletik bir yaklaşımla incelemekte ve bu siyasi birimin önündeki senaryoları analiz etmektedir.
Birinci Bölüm: Siyasal İktisadın Soykütüğü; Taşeron Devletten Yapısal Felce
2026 eşiğindeki İran ekonomisi, teorisyenlerin “hesaplama ufku yoksunluğu” veya “hesaplama kabiliyetsizliği” (Crisis of Calculation) olarak adlandırdığı bir olguyla karşı karşıyadır. Bu durum, ulusal paranın basit bir değer kaybının ötesinde, değer ölçme birimi ve değişim aracı olma işlevini tamamen yitirmesiyle ortaya çıkar.
Parasal Çöküş ve Hesaplama Güveninin İmhası Ocak 2026’da İran Riyali, ABD doları karşısında 1,47 milyon riyal psikolojik sınırını aşarak mikro ve makro işlemlerde fiilen geçersiz bir para birimi haline gelmiştir. Kökleri Haziran 2025’teki “12 Gün Savaşı”na ve aynı yılın Eylül ayındaki “Tetikleme Mekanizması”nın (Snapback) devreye girmesine dayanan bu serbest düşüş, piyasada (özellikle Alaeddin gibi teknoloji çarşılarında) fiyatların saatlik değişmesine veya satışların tamamen durmasına neden olmuştur. Esnaf için bu durumda mal satmak “irrasyonel” kabul edilmektedir; zira gün sonunda malı yerine koyma maliyeti satış fiyatını aşabilmektedir. Bu durum, dükkan kapatmanın sadece siyasi bir eylem değil, tam iflası önlemek için ekonomik bir zorunluluk haline geldiği bir “yapısal grev” doğurmuştur.
2. Gölge Bankacılık Sistemi ve “Yarı-Devletçi” (Khosoulati) Ekonomi Yapısal felcin köklerinden biri, yaptırımları delmek için tasarlanan ancak zamanla ulusal kaynakların boşaltılmasının ana etkeni haline gelen paralel bir “gölge bankacılık” (Shadow Banking) sisteminin oluşmasıdır. 2024 finansal trend analizlerine göre; Dubai, Hong Kong ve Singapur’daki paravan şirketler aracılığıyla İran’ın petrol gelirlerini transfer eden en az 9 milyar dolar değerinde bir ağ tespit edilmiştir. Devrim Muhafızları (IRGC) ve dini vakıflar (Bonyadlar) tarafından yönetilen bu ağ, bir “ikili ekonomi” yaratmıştır.
Kevan Harris gibi teorisyenlerin “Taşeron Devlet” (Subcontractor State) olarak adlandırdığı bu yapıda merkezi devlet, görevlerini paramiliter kurumlara devretmiştir. Vergi muafiyetlerinden ve imtiyazlı döviz kurundan yararlanan bu kurumlar, GSYİH’nin %50’sinden fazlasını kontrol etmekte ve rekabetçi piyasayı fiilen yok etmektedir. 2026 yılında bu güç konsantrasyonu, Savunma Bakanlığı’nın bile bütçesini karşılamak için doğrudan dış pazara petrol satmak zorunda kalmasına yol açmıştır; bu da Planlama ve Bütçe Kurumu ile Merkez Bankası’nın kaynak tahsis kapasitesini kaybettiğini göstermektedir.
Altyapı Aşınması ve Enerji Krizi 2026’daki ekonomik felç, kendini genel elektrik kesintileri ve enerji krizi olarak da göstermektedir. Onlarca yıldır yenilenmeyen enerji santralleri ve rafinerilerdeki aşınma, ülke genelinde günlük 3-4 saatlik kesintilere neden olmaktadır. Bu kesintiler sadece sanayi üretimini durdurmakla kalmamış, aynı zamanda devletin “kamusal mal” (Public Goods) sağlama konusundaki yetersizliğinin sosyal sözleşmenin ihlali sayılması nedeniyle sokak protestolarının tetikleyicisi olmuştur.
İkinci Bölüm: Etnik Fay Hatlarının Siyasal Sosyolojisi; Çevre Merkeze Karşı
Ekonomik kriz merkezde (Tahran ve büyükşehirler) temel olarak geçim sıkıntısı ve sendikal protestolar şeklinde tezahür ederken; çevre bölgelerde bu kriz “kimlik siyaseti” ile düğümlenmiş ve etnik fay hatlarını yönetimin çöküşünün ana itici gücü haline getirmiştir.
Azerbaycan: Ontolojik Kimlik Sorunu ve Bölgesel Değişkenler Diğer etnik grupların aksine, Azerbaycan Türkleri mezhepsel ortaklık (Şiilik) nedeniyle İran’daki güç odağıyla her zaman daha yakın bir bağ kurmuştur. Ancak 2026’da bu bağ iki faktörle ciddi şekilde sarsılmıştır: Birincisi, Azerbaycan’ın varlıklı tüccar sınıfını bile vuran felaket boyutundaki ekonomik durum; ikincisi, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin askeri zaferlerini takiben güçlenen “Türkçülük veya Azerbaycancılık” söylemi. Tahran ile Bakü arasında transit koridorlar üzerindeki gerilim ve Bakü’nün ayrılıkçı grupları desteklediği iddiaları, İran yönetiminin bu bölgeye aşırı güvenlik odaklı bakmasına neden olmuştur.
Belucistan: Sistematik Ayrımcılıktan Radikalizme 2026 yılında İran’ın en mahrum ili olan Sistan ve Belucistan, en yüksek “çok boyutlu yoksulluk” ve işsizlik (%12,4) oranlarını yaşamaktadır. Eylül 2022’deki Zahidan “Kanlı Cuma” olayı, Beluçların taleplerinin radikalleşmesinde bir dönüm noktası olmuştur. Hem etnik hem de mezhepsel (Sünni) olarak dışlanan Beluç toplumu, merkezi devleti artık bir hizmet kurumu olarak değil, sadece kaynakları sömüren ve güvenlik kontrolü yapan işgalci bir askeri güç olarak görmektedir. Bölgedeki “militarizasyon”, kontrol noktalarındaki şiddeti ve hukuk dışı tutuklamaları günlük hayatın bir parçası haline getirmiştir. Bu bağlamda, “yakıt kaçakçılığı” (Sookht-bari) Beluç gençleri için tek hayatta kalma yolu haline gelmiş, bu da güvenlik güçleriyle sürekli kanlı çatışmalara yol açmıştır.
Kürdistan: Kimlik Arayışı ve Sivil Direniş Köklü örgütlere ve partilere sahip olan İran Kürdistanı, 2026 yılında “yerel yönetim” ve “yerinden yönetim” taleplerini sürdürmektedir. 2022’de Mahsa Amini’nin ölümü, insan hakları talepleri ile etnik kimlik arasında derin bir bağ kurdu. İran Kürtleri sürekli olarak dilsel hakların tanınmasını ve gücün adil dağılımını talep etmektedir. Kürt örgütlerine yönelik güvenlik baskıları ve aktivistlerin idam edilmesi, Senendec ile Tahran arasındaki uçurumu son on yılların en yüksek seviyesine çıkarmıştır.
Huzistan: Enerji Kalbinde Susuzların Kıyameti Huzistan, 2026’da çevre ve etnik politikaların başarısızlığının laboratuvarı haline gelmiştir. Ülkenin ana petrol gelirini sağlayan bu il, işsizlik ve yoksullukla boğuşmaktadır. Su transferi projeleri ve havzaların kuruması nedeniyle ortaya çıkan “Susuzların Kıyameti”, doğal kaynakların kötü yönetiminin nasıl etnik gerilimi körükleyebileceğini açıkça göstermektedir. Huzistan Arapları, devletin demografiyi değiştirerek ve su kaynaklarından mahrum bırakarak kendilerini zorunlu göçe tabi tutmaya çalıştığına inanmaktadır.
Üçüncü Bölüm: Kurumsal Çürüme ve Halefiyet Krizi
İran’ın “kurumsal ikilik” (seçilmiş kurumlar vs. atanmış kurumlar) üzerine kurulu siyasi yapısı 2026’da fiilen işlevsizleşmiştir. Geçmiş on yıllarda siyasi kanatların arabuluculuğuyla yönetilen “milli egemenlik” ve “velayet-i fakih” arasındaki çelişki tam bir çıkmaza girmiştir.
1. Meşruiyet Erozyonu ve Siyasi Tıkanıklık 2024 cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılımın yaklaşık %40’a düşmesi, toplumun çoğunluğunun artık sandığı bir değişim aracı olarak görmediğini kanıtlamıştır. Yönetim, eleştirel adayları Anayasa Koruma Konseyi aracılığıyla geniş çapta eleyerek yapı içi reform yollarını kapatmıştır. Bu ortamda toplum, vatandaşların artık yasaların iyileştirilmesini değil, tüm sistemin kökten değişmesini istediği “Sistemin Tam Reddi” (Total Systemic Rejection) olgusuna yönelmiştir.
2. Askeri-Vakıf Kompleksinin Güçlenmesi Sivil kurumların ve partilerin zayıflamasıyla Devrim Muhafızları (IRGC), İran’da tartışmasız güç haline gelmiştir. Bu kurum sadece savunma ve güvenlikten değil; petrol, gaz, bankacılık ve telekomünikasyon gibi kritik sektörlerin kontrolünden de sorumludur. Bu durum, ordunun sınırları korumak yerine siyaset ve ekonominin ana aktörü haline geldiği bir “Pretoryan Devlet” yaratmıştır. Hesap vermeyen bir kurumun elindeki bu güç konsantrasyonu, sistematik yolsuzluğu kurumsallaştırmış ve devlet bürokrasisinin verimliliğini yok etmiştir.
3. Liderlik Krizi ve Güç Boşluğu 2026 yılında, Ayetullah Hamaney’in ilerlemiş yaşı (86) ve sağlığına ilişkin raporlar, tüm yönetim sistemini bir bekleme ve felç (paraliz) durumuna sokmuştur. Halefiyet için şeffaf ve üzerinde uzlaşılmış bir sürecin olmaması; Rehberlik Makamı, Devrim Muhafızları ve üst düzey din adamları arasında derin çatışmalara yol açmıştır. Bu güç boşluğu, makro stratejik kararların (yaptırımlar veya nükleer müzakereler gibi) durmasına ve her kurumun geçiş sonrası dönemde kendi çıkarlarını korumak için bağımsız hareket etmesine neden olmuştur.
Dördüncü Bölüm: Dış Tetikleyiciler ve Jeopolitik İzolasyon
İran’ın iç krizi, 2026’da maksimum uluslararası baskı ile daha da şiddetlenmiştir.
1. Tetikleme Mekanizması ve Finansal Tecrit Nükleer anlaşmanın canlandırılamaması ve zenginleştirme seviyesinin artması üzerine, Eylül 2025’te Tetikleme Mekanizması (Snapback) aktif hale gelmiş ve Birleşmiş Milletler’in İran’a yönelik tüm yaptırımları geri gelmiştir. Bu olay, resmi ticaret için kalan az sayıdaki kapıyı da kapatmış ve İran’ı dünya ile sadece kaçakçılık ağları ve gayriresmi döviz büroları aracılığıyla bağlantı kuran bir “finansal ada” haline getirmiştir.
2. “12 Gün Savaşı”nın Sonuçları ve Caydırıcılığın Aşınması Haziran 2025’te İran ile İsrail arasında “12 Gün Savaşı” olarak bilinen doğrudan bir askeri çatışma yaşandı. Bu savaş topyekûn bir savaşa dönüşmese de, İran’ın savunma ve füze altyapısı ile nükleer tesislerinin bir kısmına zarar verdi. Bu savaştaki askeri başarısızlıklar, rejimin destekçileri nezdindeki “yenilmezlik halesini” yok etti ve içerdeki muhaliflere, yönetimin donanımsal alanda bile ciddi zayıflıkları olduğu mesajını verdi.
Beşinci Bölüm: Olası Senaryoların Analizi
Analiz edilen değişkenler ışığında, 2026-2028 döneminde İran’ın geleceği için üç ana yol öngörülebilir:
Birinci Senaryo: Kontrolsüz Çöküş ve Bölgesel Kaos (Olasılık: Yüksek) Riyalin düşüşünün devam etmesi, yaygın elektrik ve su kesintileriyle birleşerek büyük şehirlerde “ekmek isyanlarına” yol açar. Aynı zamanda etnik gruplar, merkezin zayıflığından yararlanarak bazı sınır bölgelerinin kontrolünü ele geçirir. Silahlı kuvvetlerdeki (özellikle ordu gövdesi ve erler) yoksulluk kaynaklı sadakat erozyonu nedeniyle bastırma gücü azalır ve ülke düşük yoğunluklu bir iç savaş veya (Suriye modeline benzer) de facto bölünme evresine girer.
İcinci Senaryo: Saf Bir Askeri Diktatörlüğün Yükselişi (Olasılık: Orta) Devrim Muhafızları, çöküş tehlikesini fark ederek bir “yumuşak darbe” yapar ve ruhban sınıfını yürütme makamlarından uzaklaştırarak (görünürde) seküler-milliyetçi ancak (özde) baskıcı bir askeri hükümet kurar. Bu yeni rejim, gücünü pekiştirmek için göstermelik ekonomik reformlar yapabilir veya küresel güçlerle “büyük bir pazarlık” yaparak bölgesel nüfuzdan vazgeçme karşılığında yaptırımların kaldırılmasını arayabilir.
Üçüncü Senaryo: Sivil Toplum Baskısıyla Demokratik Geçiş (Olasılık: Düşük) Bu senaryo, iç muhalefette tutarlı bir liderliğin ortaya çıkmasını ve çevrenin (etnik) protestolarının merkezle (orta sınıf) birleşmesini gerektirir. Ordu kriz anlarında baskı yapmayı reddedip halka katılırsa, anayasayı değiştirmek üzere bir Kurucu Meclis’e güç devri mümkün olabilir. Ancak gölge ekonomideki paydaşların sert direnci ve bölgesel güçlerin müdahale riski bu yolu büyük zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır.
Sonuç: Hesaplama Tıkanıklığı ve İran’ı Yeniden Tanımlama Gerekliliği
İran’ın 2026 krizi, artık geleneksel araçlarla (güvenlik baskısı veya likidite enjeksiyonu) yapısal çelişkilerin aşılamayacağını göstermiştir. “Ekonomik felç”, sisteme sadık sınıfların bile çıkarlarını mevcut durumun değişiminde görmelerine neden olmuştur. Öte yandan, etnik fay hatlarının aktivasyonu, kültürel çeşitliliği görmezden gelen “merkezi ulus-devlet” modelinin yolun sonuna geldiğini göstermektedir.
İran, hayatta kalmak için yeni bir sosyal sözleşmeye ihtiyaç duymaktadır; bu sözleşmede “siyasi adem-i merkeziyetçilik”, “mali şeffaflık” ve “etnik/dini hak eşitliği” bir tehdit olarak değil, toprak bütünlüğünü korumanın tek yolu olarak kabul edilmelidir. Böyle bir değişim olmaksızın İran, devletin sadece kağıt üzerinde var olduğu ve coğrafyanın paralel güçlerin çatışma alanına dönüştüğü “Başarısız Devletler” (Failed States) yoluna girecektir.