Dr. Emre Çakır

28 Şubat 2026’da ABD öncülüğündeki “Epic Fury” (Destansı Gazap) Harekatı ve İsrail’in “Roaring Lion” (Kükreyen Aslan) Harekatı ile başlayan askeri kriz, sınırlı bir çatışmanın ötesinde, İslam Cumhuriyeti ile Batı bloğu arasındaki 47 yıllık çatışmanın doruk noktasıdır. Bu savaş, 2025 yılındaki diplomatik çabaların başarısızlığının doğrudan bir ürünüdür; Maskat ve Roma müzakereleri, Washington’un uranyum zenginleştirmesinin tamamen sökülmesi konusundaki ısrarı ile Tahran’ın yaptırımların kaldırılması talebi arasındaki uçurumun kapatılamayacağını göstermiştir. Sahadaki gelişmeler, İran’daki geniş çaplı Aralık 2025 ve Ocak 2026 protestolarının Beyaz Saray’ın hesaplarını bir “silah kontrolü operasyonu”ndan bir “siyasi mühendislik projesi”ne dönüştürdüğünü göstermektedir; zira Trump, hoşnutsuzluğun derinliğini görerek rejimin tarihinin en sarsıntılı döneminde olduğu sonucuna varmıştır.

Washington ve Tel Aviv Arasındaki Stratejik Uçurum

Donald Trump bu savaşta, İran’ın “47 yıllık tehdidini” kesin olarak çözen başkan olarak konumunu sağlamlaştırmayı hedeflemektedir. Onun yaklaşımı, azami askeri müdahale ile diplomaside kasıtlı bir muğlaklığın birleşimidir. Trump, nükleer ve füze kapasitesinin tamamen yok edilmesini ve niyabeti tehditlerin ortadan kaldırılmasını istemekte, ancak her zaman yeni bir liderlikle “büyük bir anlaşma” yapma ihtimalini göz önünde bulundurmaktadır. Ona göre rejim değişikliği, kara işgali olmaksızın, hava gücü ve halk ayaklanmasını teşvik yoluyla gerçekleşmelidir; çünkü seçmen tabanı (MAGA) “sonsuz savaşlara” şiddetle karşıdır. Buna karşılık Binyamin Netanyahu için bu savaş, “Ortadoğu’nun haritasını kalıcı olarak değiştirmek” ve 2026 seçimlerinde siyasi hayatta kalmasını garantilemek için tarihi bir fırsattır. Trump zaferi askeri kapasitenin zayıflatılması ve müzakere masasına dönüş olarak görürken, Netanyahu İran’da tam bir çöküş ve hatta istikrarsızlığın kalıcı hale gelmesini hedeflemektedir; zira ona göre iç savaşla boğuşan bir İran, uyumlu ve düşman bir İran’dan daha az tehlikelidir. Bu görüş ayrılığı ekonomik katmanda da belirgindir; Trump ABD’deki benzin fiyatlarına karşı oldukça hassasken, Netanyahu İsrail’in güvenliğini küresel enerji piyasalarındaki dalgalanmaya tercih etmektedir.

Devrim Muhafızları’nın Mozaik Savunma Doktrini ve Tahran’daki Halefiyet Değişkeni
İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), “mozaik savunma” doktrinine dayanarak komuta yapısını 31 bağımsız il birimine ayırmıştır. Bu sayede başkentle bağlantının kesilmesi veya üst düzey liderlerin suikast sonucu öldürülmesi durumunda her birimin kendi kendine yeterek savaşa ve isyana devam edebilmesi hedeflenmektedir. Bu strateji, 2026 savaşında İsrail altyapısına ve bölgedeki ABD üslerine karşı Şahid insansız hava araçları ve Fettah-2 hipersonik füzelerinin yoğun kullanımıyla hayata geçirilmiştir. Ali Hamaney’in ilk saldırılarda öldürülmesi, halefiyet krizini kritik bir değişkene dönüştürmüştür. Mücteba Hamaney’in merkezi bir figür olarak ortaya çıkışı, “intikam ve hayatta kalma” stratejisine öncelik verildiğini göstermektedir. Ali Laricani gibi isimlerin de yer aldığı yeni liderlik ekibi, savaşı sona erdirmek için üç katı koşul öne sürmüştür: İran’ın egemenlik haklarının tanınması, savaş tazminatlarının ödenmesi ve gelecekteki saldırılara karşı uluslararası garantiler. Rejim, mozaik savunmaya dayanarak savaşı yıpratma savaşına dönüştürmeyi ve böylece Batı’ya karşı ekonomik baskı aracını kullanmayı hedeflemektedir.

Jeoekonomik Sonuçlar ve Üçüncü Güçlerin Rolü
Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatılması, küresel enerji güvenliğinde benzeri görülmemiş bir kriz yaratmıştır. Brent petrol fiyatları 120-150 dolar seviyelerine fırlamış olup, ablukanın sürmesi halinde 200 dolara ulaşması beklenmektedir. Bu kesinti sadece petrolle sınırlı değildir; dünya sıvılaştırılmış doğal gazının (LNG) yüzde 20’sini tedarik eden Katar, insansız hava aracı tehditleri nedeniyle üretimini durdurmuş ve Avrupa’da gaz fiyatları yüzde 300 artmıştır. Ayrıca, Basra Körfezi bölgesinden dünya helyum arzının üçte birinin kesilmesi, yarı iletken ve tıbbi ekipman üretimini uluslararası düzeyde sekteye uğratmıştır. Tarım sektöründe ise kimyevi gübre fiyatlarındaki (üre ve amonyak) yüzde 30’luk sıçrama küresel gıda güvenliğini tehdit etmektedir. Bu baskılar, petrolünün yüzde 40’ını ve LNG’sinin yüzde 30’unu bu bölgeden tedarik eden Çin’i çelişkili bir duruma sokmuştur; Pekin bir yandan ABD saldırılarını kınarken, diğer yandan enerji damarlarını koruma baskısı altındadır. Rusya ise “çitin üzerinde oturma” politikasına dayanarak petrol fiyatlarındaki artıştan fayda sağlamakta ancak Tahran’daki müttefikinin tamamen çöküşünü istememektedir.

Savaşın Sonu: Çıkış Senaryoları ve Savaşı Bitirme Analizi
Saha verilerine göre, bu savaşın sona ermesi için dört olası yol bulunmaktadır.

Nihai analizde, savaşın sona ermesinin anahtarı, “İran rejiminin dayanıklılığı” ile “küresel ekonominin petrol fiyatlarına karşı tolerans eşiği” arasındaki dengede yatmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir