Behbut Baş

2025 sonbaharında İran İslam Cumhuriyeti, son kırk yıllık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir jeopolitik baskı ve varoluşsal tehditler kavşağında bulunmaktadır. Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü, geçici bir siyasi olay değil; Washington’ın Tahran ile hesaplaşma paradigmasını “çevreleme”den “yapısal değişim”e dönüştüren “Project 2025” (Proje 2025) adlı yeni bir güvenlik doktrininin başlangıç noktasıdır.
Bu kapsamlı rapor, istihbarat verileri ve stratejik analizlere dayanarak, Batılı başkentler tarafından sunulan mevcut diplomasi ve müzakere tekliflerinin gerginliği azaltmak için bir fırsat değil, “ölümcül bir müzakere tuzağı” olduğunu savunmaktadır. Bu tuzak, Tahran’daki karar alma mekanizmasını felç etmeyi, BM Güvenlik Konseyi’ndeki “Tetikleme Mekanizması” (Snapback) sürecini tamamlamak için zaman kazanmayı ve eş zamanlı olarak İran’ın caydırıcılık altyapısını aşındırmayı hedeflemektedir.
“Saldırgan Realizm” teorisine dayanan analizler, ABD’nin klasik (2018 versiyonu) maksimum baskı politikasını aşarak “Hibrit Savaş ve Akıllı Baskı” stratejisine yöneldiğini göstermektedir. İlk dönemindeki “daha iyi bir anlaşma” hedefinin aksine, Trump 2.0 (Heritage Vakfı belgelerine dayanarak) İran’ı tamamen silahsızlandırmayı ve stratejik derinlikten yoksun, nükleer öncesi statüsüne geri döndürmeyi amaçlamaktadır.
Mevcut baskı üçgeni üç koldan oluşmaktadır:
- Nükleer altyapının yok edilmesi (Haziran 2025 saldırılarıyla başlayan süreç).
- Füze ve bölgesel silahsızlanma (Diplomatik ön koşullar adı altında).
- Tam ekonomik boğma (Petrol satış ağı ve FATF kara listesine odaklanarak).
Saha verileri, Haziran 2025’te İsrail ve ABD’nin Natanz ve Fordo tesislerine düzenlediği hava saldırılarına rağmen İran’ın yerli nükleer bilgisinin sürdüğünü, ancak “nükleer kaçış süresi”nin belirsizleştiğini göstermektedir. Aynı zamanda, Avrupalı üçlünün (E3) Ağustos 2025’te “Gün Batımı Maddesi” süresi dolmadan yaptırımları geri getirmek amacıyla Tetikleme Mekanizmasını etkinleştirmesi, Tahran’a karşı tam bir transatlantik mutabakatın olduğunu kanıtlamaktadır.
Bu rapor, olası senaryoları (taktiksel teslimiyet, nükleer ileri kaçış ve yıpratma savaşı) inceleyerek, Tahran’ın göstermelik müzakere tuzağına düşmekten kaçınmasını, Kuzey-Güney Koridoru’nu derhal operasyonel hale getirmesini ve caydırıcılık doktrinini yeniden tanımlayarak “dehşet dengesini” (balance of terror) yeniden kurmasını tavsiye etmektedir.
1. Teorik Çerçeve: 2025 Güvenlik Mimarisinde Saldırgan Realizm
1-1) Anarşik Dünyada Savunma Amaçlı Güvenlik İllüzyonu
Yıllardır İran’daki seçkin ve diplomatik çevrelerin bir kısmı, “Savunmacı Realizm” varsayımlarına göre hareket etmiştir. Bu inanca göre; eğer İran hegemonya değil sadece güvenlik peşinde koşarsa ve nükleer şeffaflığı kabul ederse, uluslararası sistem onun güvenliğini garanti edecektir.
2025 olayları bu düşünceyi çürütmüştür. John Mearsheimer ve Saldırgan Realizm okuluna göre, merkezi otoritenin bulunmadığı (anarşi) bir dünyada, büyük güçler (ABD gibi) diğer ülkelerin niyetlerine güvenmezler ve her zaman en kötü senaryoyu baz alırlar. Nihai hedefleri denge kurmak değil, mutlak hegemonya kazanmak ve herhangi bir bölgesel rakibin yükselişini engellemektir.
2025 yılında ABD, “güvenliğin” hukuk veya anlaşmalara değil, “güce” bağlı olduğunu göstermiştir. ABD’nin nükleer anlaşmadan (JCPOA) çekilmesi ve şimdi İran’ın güç unsurlarını tamamen yok etme çabası, Washington’ın İran’daki “güç potansiyelini” (henüz fiili olmasa bile) varoluşsal bir tehdit olarak gördüğünü kanıtlamaktadır. Bu nedenle, İran için hayatta kalma stratejisi güven inşasına dayanamaz; aksine, saldırı maliyetinin faydasından fazla olması için “kendi kendine yardım” (self-help) ve saldırgan güç birikimine odaklanmalıdır.
2. Müzakere Tuzağı ve Güvenlik İkilemi Mekanizması
Batı, saldırı kapasitesini artırarak (bombardıman uçakları, füze savunma sistemleri konuşlandırarak ve İsrail saldırılarını destekleyerek) İran’ı tepki vermeye zorlamaktadır. Ancak İran’ın bu tepkileri (zenginleştirmenin artırılması veya vekil güçlerin hareketi gibi) “kışkırtıcı” olarak damgalanmakta ve baskıyı artırmak için bir gerekçe olarak kullanılmaktadır.
“Müzakere Tuzağı” bu çerçevede üç katmanlı bir işleve sahiptir:
- Karar Alma Sürecini Felç Etme: Belirsiz bir anlaşma ve yaptırımların kaldırılması vaadiyle İran’daki siyasi elitler arasında bölünme yaratır. Bir kesim müzakere umuduyla itidal çağrısı yaparken, zaman düşmanın lehine işler.
- Baskı İçin Meşruiyet İnşası: İran’ın müzakereyi reddetmesi, küresel bir konsensüs (Rusya ve Çin dahil) için bahane sağlar. Müzakerenin kabulü ise baskı sürerken ön koşulların (nükleer durdurma) kabulü anlamına gelir.
- Diplomasi Gölgesinde Yıkım: Diplomatlar masada otururken, düşmanın savaş makinesi (suikast ve sabotaj kampanyaları) İran’ın caydırıcı aktörlerini fiziksel olarak tasfiye etmeye devam eder.
3. Trump 1.0 vs Trump 2.0: Baskı Makinesinin Evrimi
Trump’ın 2025’teki dönüşü tarihin tekerrürü değildir; ilk dönemin (2017-2021) başarısızlıklarından ders almış ve “Project 2025″in ideolojik desteğiyle tasarlanmış evrimleşmiş bir baskı versiyonudur.
3-1) Project 2025: Topyekûn Savaş İçin Bürokratik Operasyon
Heritage Vakfı tarafından hazırlanan “Liderlik Taahhüdü” belgesi, ikinci Trump yönetiminin yol haritasıdır. Geleneksel bürokrasinin radikal kararlara fren görevi gördüğü ilk dönemin aksine, Proje 2025, “Schedule F” gibi mekanizmalarla on binlerce federal çalışanı MAGA hareketine sadık siyasi figürlere dönüştürmüştür. Bu durum, İran ile savaşın sonuçları konusunda uyarıda bulunabilecek ılımlı seslerin ve teknik uzmanların tasfiyesi anlamına gelmektedir. Russ Vought ve diğer mimarlar, dış politikayı ABD içindeki solculara karşı verilen iç savaşın bir uzantısı olarak görmekte ve İran’la uzlaşmayı ihanet saymaktadır.
3-2) Stratejilerin Karşılaştırmalı Analizi
| Stratejik Bileşen | Trump 1.0 (Maksimum Baskı 2018) | Trump 2.0 (Hibrit Baskı 2025) |
| Nihai Hedef | Daha iyi anlaşma / Davranış değişikliği | Yapısal çöküş / Rejim değişikliği (Maximum Support) |
| Ana Araç | İkincil bankacılık ve petrol yaptırımları | Hibrit Savaş (Yaptırım + Siber + Doğrudan Kinetik Saldırı) |
| Müttefik Uyumu | ABD’nin izolasyonu (Avrupa karşıtlığı) | Tam Transatlantik uyumu (E3 Snapback’i aktive etti) |
| Bölgesel Durum | Vekil güçlerin dizginlenmesi | Vekil ağının silahsızlandırılması ve fiziksel tasfiyesi |
| Nükleer Yaklaşım | Sıfır zenginleştirme | Bilgi ve altyapının yok edilmesi (Yakılmış toprak stratejisi) |
| İç Yönetim | Kendiliğinden çıkan isyan umudu | Muhalefete organize istihbari ve mali destek (Maximum Support) |
4. Baskı Üçgeninin Anatomisi: Nükleer, Füze, Bölgesel
4-1) Nükleer Dosya: Zenginleştirmeden Fiziksel İmha Safhasına
Haziran 2025 Saldırıları: UAEA’nın İran’ın uyumsuzluğu ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum izleri hakkındaki raporlarının ardından, İsrail ve ABD, İran nükleer tesislerine geniş çaplı saldırılar düzenledi. Fordo tesislerine karşı ağır sığınak delici bombaların kullanılması, doktrinin “caydırıcılık”tan “imha”ya geçtiğini göstermektedir. IR-6 ve IR-2m santrifüj altyapısında ciddi hasar bildirilse de, nükleer teknik bilgi ve 14 uranyum madeni sağlam kalmıştır. Ancak bu durum İran’ın “silahlanma” motivasyonunu artırmıştır.
Snapback Krizi: En tehlikeli diplomatik gelişme, E3’ün 28 Ağustos 2025’te Tetikleme Mekanizmasını başlatmasıdır. Hedef, 18 Ekim 2025’te 2231 sayılı kararın süresinin dolmasını engellemektir. Snapback yapısı gereği veto edilemez; bu da 2015 öncesi tüm BM yaptırımlarının (1929 dahil) otomatik olarak geri dönmesi ve İran’ın yeniden “Bölüm 7” (Chapter VII) kapsamına girmesi anlamına gelir.
4-2) Füze ve İHA: “Menzil”den “Başlık Kapasitesi”ne Geçiş
ABD’nin yeni politikasında kırmızı çizgi artık “2000 km menzil” değil, “nükleer başlık taşıma kapasitesi” teknik kavramıdır. Bu tanım, Batı’nın ICBM (Kıtalararası Balistik Füze) geliştirme kılıfı olarak gördüğü uydu fırlatma araçlarını da kapsamaktadır. Ayrıca, Rusya’dan alınan S-400 sistemlerinin teslimatına rağmen, Haziran 2025 saldırıları F-35 ve elektronik harp kombinasyonunun bu savunma katmanlarını aşabildiğini kanıtlamıştır.
4-3) Bölgesel Kolların Kesilmesi: Ön Koşul Olarak Silahsızlanma
Trump 2.0 ekibi artık “çevreleme” ile yetinmemektedir. Lübnan ve Irak hükümetlerine sunulan planlarda, her türlü ekonomik yardımın ön koşulu olarak Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve Haşdi Şabi’nin ordu içinde eritilmesi şart koşulmaktadır.
5. Ekonomik Savaş: Tam Boğulma Stratejisi
Hayalet Filo Avı: ABD, petrol tankerleri ve sigorta şirketlerine yönelik geniş yaptırımlarla İran petrolünü taşıma riskini aşırı artırmıştır. Çin’e yapılan ihracat ciddi şekilde azalmış, yaklaşık 20 milyon varil petrol satılamadan denizde beklemektedir. FATF ve Finansal Abluka: 2024 sonunda İran’ın tekrar FATF kara listesine alınması, ticaret maliyetlerini %10-20 artırmış ve Çin ile Irak gibi ortakları para transferinde temkinli olmaya zorlamıştır. Enflasyon ve Sosyal Tehlike: Eylül 2025’teki %45,3’lük enflasyon oranı, orta ve alt sınıfın alım gücünü yok etmiştir. “Maximum Support” doktrini, bu öfkeyi tetikleyerek toplumsal patlama yaratmayı hedeflemektedir.
6. Senaryolar ve Stratejik Öneriler
- Senaryo A (Taktiksel Teslimiyet – Libya Modeli): Tahran, yaptırımların kalkması umuduyla nükleer kısıtlamaları kabul eder. ABD zenginleştirmenin durdurulmasını (somut taviz) alır ancak yaptırımları başka bahanelerle sürdürür. İran silahsız kalır.
- Senaryo B (Nükleer Caydırıcılık – Kuzey Kore Modeli): İran, Snapback’in kaçınılmaz olduğunu anlayarak NPT’den çıkar ve nükleer silah testine yönelir. Bu, rejim değişikliğine karşı varoluşsal caydırıcılık sağlar ancak tam izolasyon getirir.
- Senaryo C (Yıpratma Savaşı – Gri Bölge): Asimetrik araçlarla (Hürmüz Boğazı, siber saldırılar) Batı’ya maliyet yükleme çabası. Ancak klasik savaşta Batı üstündür ve altyapı kademeli olarak yok olur.
Bu raporun kalfalık analizi, İran İslam Cumhuriyeti’nin 2025 yılında karşı karşıya olduğu tehdidin sadece ekonomik veya siyasi bir baskı olmadığını, doğrudan devletin stratejik yapısını ve bölgesel varlığını hedef alan “topyekûn bir hibrit operasyon” olduğunu ortaya koymaktadır. “Trump 2.0” döneminin alametifarikası olan Project 2025, Washington’ın geleneksel diplomasi yollarını tamamen kapatarak, Tahran’ı ya mutlak bir teslimiyete (Libya Modeli) ya da yıkıcı bir askeri-ekonomik yıpranma sürecine zorlamayı amaçlamaktadır.
Analiz edilen veriler ışığında şu temel sonuçlara varılmıştır:
- Müzakere Masası Bir Savaş Alanıdır: Batı tarafından sunulan müzakere teklifleri, bir çözüm aracı değil; “Tetikleme Mekanizması” (Snapback) tamamlanana kadar İran’ın savunma reflekslerini felç etmeyi amaçlayan bir oyalama taktiğidir.
- Caydırıcılık Doktrini Güncellenmelidir: Haziran 2025 saldırıları, mevcut konvansiyonel savunma ve hava savunma sistemlerinin (S-400 dahil) tek başına yeterli olmadığını, “dehşet dengesinin” ancak nükleer ve teknolojik eşiğin yeniden tanımlanmasıyla sağlanabileceğini göstermiştir.
- Ekonomik ve Sosyal Dayanıklılık: “Maksimum Destek” (Maximum Support) stratejisi, ekonomik darboğazı iç toplumsal huzursuzluğa dönüştürmeyi hedeflediğinden, devletin sadece güvenlik alanında değil, sosyal adalet ve ekonomik beka noktasında da “savaş düzenine” geçmesi bir zorunluluktur.
Nihai olarak, 18 Ekim 2025 tarihi bir dönüm noktasıdır. İran, bu tarihe kadar ya Batı’nın dayattığı “tuzak müzakerelerde” elindeki kozları kaybedecek ya da “kuzey-güney koridoru” gibi alternatif jeopolitik hamlelerle ve “nükleer caydırıcılık” kapasitesini netleştirerek bu kuşatmayı kıracaktır. Devletin tüm kurumları arasında “meydan ve diplomasi” ayrılığına son verilerek sağlanacak bir mutabakat, bu varoluşsal krizden çıkışın tek anahtarıdır.