TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATİ DOKTRİNİ VE GÜNEY AZERBAYCAN

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Avrasya bölgesindeki güç dinamikleri, ulusal ve bölgesel kimliklerin yeniden tanımlanması için yeni bir yol açmıştır. Bunun merkezinde, yükselen bir güç odağı olarak Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) ortaya çıkışı yer almaktadır. Dilsel, kültürel ve tarihi ortaklıklar temelinde kurulan bu teşkilat, giderek kültürel bir danışma forumundan stratejik, güvenlik ve savunma boyutları olan uluslararası bir kuruma dönüşmüştür. Bu süreçte, İran’ın kuzey ve kuzeybatısındaki Türk nüfuslu bölgelere atıfta bulunan “Güney Azerbaycan” konusu, TDT’nin jeopolitik çıkarları ile İran İslam Cumhuriyeti’nin ulusal güvenliğinin kesiştiği en hassat noktalardan biri haline gelmiştir. Teşkilatın yaklaşımlarının derinlemesine analizi, “Türk Dünyası Birliği” doktrininin sadece üye ülkelerin siyasi sınırlarında durmadığını, komşu ülkelerdeki -özellikle İran’daki- “soydaşları” Türk medeniyet ve kimlik alanının bir parçası olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.

Korkunun Stratejik Aşınması ve Zihinsel Otoritenin Çöküşü

Siyasal bilimler ve iktidar sosyolojisi literatüründe “korku”, her zaman yönetimin en kadim ama aynı zamanda en karmaşık araçlarından biri olarak ele alınmıştır. Antik şehir-devletlerinden 20. yüzyılın totaliter rejimlerine ve günümüzün otoriter sistemlerine kadar korku üretimi, yalnızca fiziksel baskı aracı olarak değil, demokratik meşruiyetin yokluğunda varlığı sürdürmeye yönelik bir “üst strateji” olarak işlev görmüştür. Modern siyaset tarihinde korku, çoğu zaman rasyonel siyaset yapımının yerine geçmiştir. Ancak tarihsel veriler ve güncel süreçler göstermektedir ki korku, yöneticilerin sandığının aksine yenilenebilir bir kaynak değildir; sürekli kullanıldıkça aşınır ve nihayetinde çöker. Bu analiz, söz konusu aşınmanın mekanizmalarını, İran İslam Cumhuriyeti deneyimine odaklanarak ve küresel örneklerle karşılaştırmalı biçimde incelemektedir.