AZERBAYCAN CUMHURİYETİ’NİN İRAN’DAKİ KAMU DİPLOMASİSİ YAPISININ YENİDEN DEĞERLENDİRİLMESİ

2020’deki İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından Güney Kafkasya’da yaşanan jeopolitik gelişmeler ve 2024-2026 yıllarındaki yeni bölgesel konfigürasyonlar, Azerbaycan Cumhuriyeti’ni bölgesel güvenlik sisteminde merkezi bir aktör olarak konumlandırmıştır. Ancak Bakü’nün askeri ve diplomatik ilerlemelerine rağmen, ülkesinin İran toplumunun Azerbaycanlı olmayan kesimleriyle etkileşimindeki kamu diplomasisi her zaman temel zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu politika belgesi, stratejik ve tarafsız bir bakış açısıyla, Bakü’nün İran toplumunun çeşitli katmanlarına nüfuz edememesinin kökenlerini analiz etmekte ve gizli potansiyelleri tespit ederek, çatışmadan olumlu etki yaratmaya geçiş için bir yol haritası çizmektedir. Analizler, seküler kalkınma modeli, modern kentsel altyapı ve ortak entelektüel miras gibi yumuşak güç varlıklarına sahip olmasına rağmen, Bakü’nün etno-merkezci yaklaşımlara dayanması nedeniyle genel İran kamuoyu için çekici bir yumuşak güç haline gelemediğini göstermektedir.

DONALD TRUMP’IN İRAN İSLAM CUMHURİYETİ’NE YÖNELİK NARSİSİZMİ VE STRATEJİSİ

Donald Trump’ın İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik davranış ve söylem modelini analiz etmek, onun eylemlerinin bilinçli bir stratejik planlamanın ürünü mü yoksa sadece psikolojik dürtülerden mi kaynaklandığı sorusuna cevap verebilmek için kişiliğinin derin katmanlarının ve bunun iş dünyasındaki deneyimleriyle bağlantısının derinlemesine incelenmesini gerektirir. Gerçek şu ki, Trump’ın düşünce yapısında kişilik ve strateji arasındaki ayrım fiilen ortadan kalkmıştır; başka bir deyişle, doğuştan gelen özelliklerini siyasi hedeflerini ilerletmek için bir araç olarak kullanmaktadır. Siyaset literatüründe “deli adam teorisi” olarak bilinen bu yaklaşım, eğer bir ülkenin lideri düşmanlarını öngörülemez, pervasız ve hatta aşırı eylemlere hazır biri olduğuna ikna edebilirse, karşı tarafın kontrol edilemez sonuçlardan korkarak daha fazla taviz vereceği varsayımına dayanır. Trump bu teoriden yararlanarak kararları etrafında stratejik bir belirsizlik yaratır ve bu da düşmanlarının ve hatta müttefiklerinin sürekli bir kararsızlık içinde kalmasına neden olur. Ancak psikolojik analistler, bu davranışın yalnızca stratejik bir maske olmadığına, aşırı hayranlık ihtiyacı, eleştiriye aşırı duyarlılık ve dünyayı mutlak dost ve düşman kutuplarına bölme eğiliminin görüldüğü “narsisistik kişilik bozukluğu”na (NPD) dayandığına inanmaktadır. Bu kişilik özellikleri, onun İran’ı basmakalıp ve basitleştirilmiş bir kalıpta “kötü aktör” ve “mutlak tehdit” olarak tanımlamasına yol açmıştır; bu yaklaşım, jeopolitik karmaşıklıkları basit ve siyah-beyaz cevaplara feda etmektedir.