Dr. Hamid Şehanegi

Stratejik Özet
İran ile Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail arasında devam eden savaş, artık sadece sınırlı bir askeri çatışma değildir; bu savaş, Orta Doğu ve çevresinin jeopolitik haritasını hızla yeniden tanımlamaktadır. Kafkasya, Rusya, İran ve Türk dünyasının kesiştiği noktada bulunan Azerbaycan Cumhuriyeti, bu krizin çelişkili ve karmaşık sonuçlarına birçok diğer aktörden daha fazla maruz kalmıştır. Bakü’nün mevcut konumu tek bir cümleyle özetlenebilir: “Tehlikenin ön saflarında duran potansiyel bir kazanan.”
Şubat ve Mart 2026’nın sonundaki askeri ve siyasi gelişmeler, Batı Asya ve Kafkasya bölgesini en büyük tarihi kırılmalardan birine maruz bırakmıştır. Bu rapor, bu çatışmanın Bakü üzerindeki siyasi, güvenlik, ekonomik ve enerji boyutlarındaki kapsamlı sonuçlarını analiz etmekte ve özellikle 30-40 milyonluk Güney Azerbaycan Türkleri faktörüne odaklanarak, Bakü ve Tahran’ın 30 Mart 2026’ya kadarki büyük stratejilerini incelemektedir.
Siyasi Boyutlar: Eski Düzenin Çöküşü Çağında İhtiyat Diplomasisi ve Dengeleme
Azerbaycan’ın son otuz yıldaki dış politikası temel bir ilkeye dayanmıştır: Güçler arasında denge kurmak. Bu ülke, aynı anda hem İsrail ile yakın ilişkiler kurup onun güvenlik ve teknoloji işbirliğinden faydalanabilmiş, hem de tarihi, dini ve etnik bağları olan hassas komşusu İran ile etkileşim içinde olmuştur. Ancak savaş bu denklemi oldukça karmaşık hale getirmiştir.
Azerbaycan Cumhuriyeti, devam eden savaş karşısında “aktif tarafsızlık” politikasını seçmiştir. Bakü, ABD ve İsrail öncülüğündeki koalisyonun hava saldırılarının başladığı ilk günlerden itibaren, topraklarının veya hava sahasının güneydeki komşusuna saldırı için kullanılmasına izin vermeyeceğini açıkça belirtmiştir. Ancak, üst düzey İranlı yetkililere yönelik hedefli suikastlar (8 Mart 2026’da Mujtaba Hamaney’in babasının yerine geçmesi ve Devrim Muhafızları ile ordunun üst düzey komutanlarının tasfiyesi gibi) Bakü’nün etrafındaki siyasi atmosferi oldukça güvenlikleştirmiştir.
Genel siyasi düzeyde, Bakü’nün çatışan güçlerle ilişkileri yeni bir evreye girmiştir. ABD, TRIPP transit projesindeki işbirliğine rağmen, İran’a karşı yeni yaptırımlara uyulması için Bakü’ye artan bir baskı uygulamakta; ayrıca Azerbaycan’ın “İbrahim Anlaşması”na katılması ve Gazze’nin yeniden inşasında rol oynaması için yapılan baskılar, Bakü’yü zor bir duruma sokmaktadır. Buna karşılık, İsrail ile insansız hava araçları ve istihbarat alanlarındaki stratejik ortaklık, Bakü’yü Devrim Muhafızları’nın asimetrik tehditlerine maruz bırakmıştır. Öte yandan, daha önce Azerbaycan sivil uçağını düşürmesi nedeniyle Bakü ile gerilim yaşayan Rusya, şimdi Azerbaycan’ı Kuzey-Güney Koridoru’nda lojistik bir ortak olarak kullanmak için ilişkileri hızla normalleştirmektedir. Aynı zamanda, Şuşa Beyannamesi çerçevesinde Türkiye ile tam savunma ittifakı, Bakü’ye, İran’daki olası bir güç boşluğunu Ankara ile koordineli olarak yönetme planları yapma imkanı vermiştir. Türkiye, koalisyonun İran’da rejim değişikliği için askeri müdahalesine karşı çıkmakta ve İran’ın çöküşünün “başarısız bir devlet” oluşumuna yol açabileceği konusunda uyarmaktadır.
Uluslararası düşünce kuruluşları bu durumu “baskı altında ihtiyatlı çok taraflılık” olarak adlandırmaktadır; manevra alanının oldukça daraldığı bir durum. Bakü’nün her hareketi “taraf tutma” olarak yorumlanabilir: İsrail’e yakınlık İran’ın tepki riskini artırırken, ondan uzaklaşmak güvenlik ve teknolojik desteği zayıflatmaktadır.
Güvenlik Boyutları: Sınırlara Ulaşan Savaş
Önceki bölgesel krizlerin çoğundan farklı olarak, bu kez savaş fiilen Azerbaycan’ın sınırlarına dayanmıştır. Nahçıvan yakınlarındaki insansız hava aracı saldırıları ve artan sınır gerilimleri, bu ülkenin artık sadece bir gözlemci olmadığını, doğrudan güvenlik sonuçlarına maruz kaldığını göstermektedir.
5 Mart 2026’daki Nahçıvan Uluslararası Havalimanı ve bir okula düzenlenen insansız hava aracı saldırısı, dört sivilin yaralanmasına yol açarak ikili gerilimlerde bir dönüm noktası oldu. Bakü, yanıt olarak “Demir Kubbe” ve “Barak” hava savunma sistemlerini devreye sokmuştur. Hibrit tehditler katmanında, Azerbaycan güvenlik birimleri, Devrim Muhafızları ile bağlantılı birkaç komployu, bunlar arasında Aşkenazi Sinagogu’na, İsrail Büyükelçiliği’ne saldırı planı ve BTC boru hattı ile kilit köprülerde bombalama girişimlerini etkisiz hale getirmiştir. Ayrıca, biyolojik terörizm veya hasarlı tesislerden sızıntı riski, genel güvenlik protokollerinin uygulanmasına ve sınırlarda radyoaktif izlemeye yol açmıştır. Siber alanda da, İran siber ordusu Azerbaycan’ın bankacılık altyapılarını hedef almış olup, bu saldırılarla İsrail ve ABD siber savunma şirketlerinin işbirliğiyle mücadele edilmektedir.
Ana endişelerden biri, Azerbaycan topraklarının İran ve İsrail arasında dolaylı bir rekabet alanına dönüşmesidir. Koalisyon güçlerinin konuşlandırılması ve İran topraklarında hedef belirleme için Maven gibi yapay zeka sistemlerinin kullanılması, önlenen füzelerin kalıntılarının sık sık Azerbaycan’ın sınır bölgelerine düşmesine neden olmaktadır.
Sınırlardaki istikrarsızlık, özellikle batı İran’da Kürtler ve Azeri Türkleri arasında çatışma olasılığı, Bakü’yü askeri varlığını güçlendirmeye ve Aras Nehri ile Aras Barajı boyunca özel kuvvetler konuşlandırmaya zorlamıştır. Daha geniş ölçekte, bazı analistler savaşın devam etmesi veya şiddetlenmesi durumunda, Güney Kafkasya’nın krizin ilk taşma bölgelerinden biri haline gelebileceği konusunda uyarmaktadır; bu senaryonun sonuçları Bakü’nün kontrolünün çok ötesinde olacaktır.
Aynı zamanda, Azerbaycan yabancı uyrukluların İran’dan tahliyesi için hayati bir güzergah haline gelmiştir. Bu rol, Bakü’nün uluslararası konumunu güçlendirse de, sınır altyapıları ve iç güvenlik üzerinde önemli bir baskı oluşturmaktadır.
Ekonomik ve Enerji Boyutları: Kısa Vadeli Kazanç, Uzun Vadeli Risk
Ekonomik açıdan bakıldığında, tablo ikili bir nitelik taşımaktadır. Mart 2026 başında Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, küresel petrol piyasasını en büyük arz kriziyle karşı karşıya bırakmış ve Brent petrol fiyatlarını Şubat ayındaki yaklaşık 75 dolardan 30 Mart itibarıyla 120 doların üzerine fırlatmıştır. Bu durum, bütçesini 65 dolarlık petrol bazında hazırlamış olan Azerbaycan için aylık 500 ila 600 milyon dolar arasında ek gelir yaratmıştır. Olumlu ticaret dengesi sayesinde manatın güçlenmesiyle, hükümetin gelişmiş silahlar için satın alma gücü artmıştır.
Ancak bu hikayenin sadece bir yüzüdür. Savaş aynı zamanda küresel ekonomide stagflasyon riskini artırmaktadır; bu durum orta vadede enerji talebini azaltabilir.
Savaş sigortası nedeniyle konteyner transit maliyetleri %150’den fazla artmış, bu da Bakü Limanı ve Bakü-Tiflis-Kars (BTK) demiryolunun alternatif güzergah olarak cazibesini artırmıştır. Buna karşılık, daha önce Azerbaycan’ın toplam ithalatının %2,6’sını oluşturan İran’dan yapılan ithalat, sınırların kapanması nedeniyle tamamen durmuş ve sınır bölgelerinde gıda kıtlığı ve enflasyona yol açmıştır. Japon şirketi INPEX de strateji değiştirerek, daha önce Avrupa’ya giden Azerbaycan sahalarında ürettiği petrol varillerini, Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle doğrudan Japonya’ya yönlendirmiştir.
Bölgenin transit haritasında, 2026 savaşı önemli yapısal değişikliklere yol açmıştır. Orta Koridor (TITR), benzeri görülmemiş bir konteyner patlaması ve mal hacminde %260 büyüme ile Çin’i Avrupa’ya bağlayan ana güzergah haline gelmiştir. Kuzey-Güney Koridoru (INSTC), savaşın kısıtlamalarına rağmen, Rusya’nın ekonomik nefes alması ve yaptırımları aşması için ana araca dönüşmüştür. Zengur Koridoru ve TRIPP projesi, ABD’nin desteği ve İran’ın caydırıcılık kabiliyetinin azalmasıyla, İran’ı devre dışı bırakan bu güzergahı sonuçlandırmak için siyasi müzakereler hızlanmıştır. Buna karşılık, Aras güzergahı, İran topraklarındaki güvensizlik ve Bakü tarafından sınırların kapatılması nedeniyle cazibesini kaybetmiş ve fiilen askıya alınmıştır.
Enerji sektörü belki de bu paradoksun diğer alanlardan daha fazla kendini gösterdiği yerdir. Bir yandan, Azerbaycan Avrupa için alternatif bir enerji tedarikçisi olarak eşi benzeri görülmemiş bir konumdadır. Azerbaycan, Avrupa’ya 11,8 milyar metreküp gaz ihracatı ve İsrail’in petrolünün %40’ını karşılamasıyla enerji güvenliğinde çıkarılamaz bir kutup haline gelmiştir. Artan fiyatlar ve Hürmüz Boğazı’nın güvenliğine ilişkin endişeler, ülkenin gaz ve petrolünün önemini ikiye katlamıştır. Ancak diğer yandan, bu önem onu potansiyel bir hedef haline getirmektedir. Enerji altyapısı – boru hatlarından üretim tesislerine kadar – savaşın şiddetlenmesi senaryolarında tehdit altında kalabilir. Başka bir deyişle, Azerbaycan’ın enerji piyasasındaki rolü ne kadar belirgin hale gelirse, jeopolitik riski de o kadar artmaktadır.
Turizm ve ulaştırma sektörleri de bu krizden nasibini almıştır. Bölgesel seyahatlerin azalması, uçuşların iptali ve artan güvenlik riskleri, bu alanlarda gelir düşüşü anlamına gelmektedir.
Güney Azerbaycan Faktörü: Ulusal Uyanış ve Tahran’ın Güvenlik Kabusu
Mart 2026 itibarıyla 30-40 milyon nüfuslu Güney Azerbaycan Türkleri, İran’daki iç gelişmelerin itici motoru haline gelmiştir. İran nüfusunun yaklaşık %35-40’ını oluşturan bu nüfus, ulusal kimlik ve dil açısından oldukça aktif hale gelmiştir. Tahran bu hareketi “Pan-Türkizm” ve toprak bütünlüğüne tehdit olarak bastırırken, Bakü bunu bir yumuşak güç ve diplomatik baskı aracı olarak kullanmaktadır.
Tebriz gibi şehirlerde isyan potansiyeli, Tahran’ı kuzeybatıya Saberin özel birlikleri ve güvenlik güçleri konuşlandırmaya zorlamıştır. Buna karşılık Bakü, insani krizi yönetme ve sınırlı lojistik destek sağlama hazırlığını sürdürürken, taşacak etnik çatışmaları önlemek için doğrudan ayrılıkçılığı kışkırtmaktan kaçınmaktadır. İran’ın Ermenistan’a erişiminin kesilmesi korkusu (Zengur Koridoru), Bakü’nün ulusal egemenlik ve Azerbaycan toprakları veya İran ya da Ermenistan üzerinden Nahçivan’a bağlantı konusundaki ısrarıyla çatışmıştır. Bunun da ötesinde, Güney Azerbaycan’daki kamuoyu, tarihsel ayrımcılık ve savaştan kaynaklanan ekonomik kriz nedeniyle merkezi hükümetten giderek uzaklaşmakta ve İlham Aliyev, İranlı Azeri gençler arasında manevi bir lider olarak popülerlik kazanmaktadır.
İran’daki devlet yapısının herhangi bir şekilde zayıflaması, bu konuyu ciddi bir jeopolitik faktöre dönüştürebilir; bu faktör Bakü için hem fırsat hem de tehdittir.
Savaş Araştırmaları Enstitüsü (ISW) ve Chatham House, İran’ın füze kabiliyetinin zayıflamasının (stoklarının yaklaşık üçte birinin yok edilmesi) ve “ileri savunma” stratejisinin sona ermesinin Bakü’yü daha saldırgan bir konuma getirdiğine inanmaktadır. Bu arada, Hudson Enstitüsü, Tahran rejiminin çökmesi durumunda Bakü’nün Güney Azerbaycan’a müdahale etmesi için güçlü bir iç baskıyla karşı karşıya kalacağı konusunda uyarmaktadır.
Gelecek: Dört Olası Yol
Azerbaycan’ın geleceği, savaşın gidişatına güçlü bir şekilde bağlıdır:
- Savaşın Devamı: Bakü, yüksek gelir ve kronik güvensizliğin bir karışımıyla karşı karşıya kalacaktır.
- İran’ın Zayıflaması: Yeni jeopolitik fırsatlar ortaya çıkacak, ancak bununla birlikte sınır istikrarsızlığı da artacaktır.
- İran’ın Çöküşü (Kesinlikten uzak senaryo): Tüm Kafkasya için büyük bir güvenlik şoku olabilir.
- Gerilimin Azalması ve Anlaşma: İstikrar ve ekonomik büyüme için yolu açabilir.
Sonuç: Denge Ucunda Tehlikeli Oyun
İran’ın ABD ve İsrail ile savaşı, Azerbaycan’ı çok az ülkenin deneyimlediği bir konuma sokmuştur: stratejik fırsatlar ve varoluşsal tehditlerin aynı anda birleşimi. Mart sonuna kadarki gelişmelerin kapsamlı bir değerlendirmesi, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin savaştan kaynaklanan tehditleri büyük ölçüde bölgesel hegemonyasını sağlamlaştırmak için bir fırsata dönüştürebildiğini göstermektedir. İran’ın zayıflaması, Güney Azerbaycan’daki ulusal uyanış ve petrol gelirlerindeki sıçrama, Bakü’yü önümüzdeki on yıllar boyunca Kafkasya’nın jeopolitik haritasını yeniden tanımlayabilecek bir konuma sokmuştur.
Ancak, İran’ın kontrolsüz çöküşü ve etnik çatışmaların yayılma riski, Bakü’deki sürdürülebilir istikrar için hala en büyük tehdit olarak kabul edilmektedir. Bu ülke bugün sadece bölgesel bir aktör değil, aynı zamanda daha büyük bir küresel enerji ve güvenlik denkleminin parçasıdır. Ancak rolü ne kadar önemli hale gelirse, güvenlik marjı da o kadar daralmaktadır.
Sonuç olarak, bu krizde Azerbaycan’ın kaderi sadece Bakü’nün kararlarına değil, aynı zamanda bu savaşın önümüzdeki aylar ve yıllarda izleyeceği yola bağlıdır. O zamana kadar, bu ülke ince bir denge üzerinde hareket etmeye devam edecektir; fırsat ile risk, kazanç ile güvensizlik, güç ile kırılganlık arasında bir denge.