Dr. Hamid Şehanegi

Krizin kökleri: 2025 savaşı travması ve caydırıcılığın çöküşü

İran’da Ocak 2026’da patlak veren ülke çapındaki protestolar, bir toplumsal hareket olmanın ötesinde, “stratejik yakın görüşlülüğe” (Strategic Myopia) dayalı yönetişim paradigmasının başarısızlığının somut bir manifestosu niteliğindeydi. Kriz yönetimi literatüründe bu kavram, örgütlerin yerleşik prosedürleri ile çevrenin dinamik gerçeklikleri arasındaki bilişsel boşluğa işaret eder; bu boşluk, liderlerin uyum sağlamak yerine modası geçmiş stratejilerde ısrar etmelerine yol açar. Ocak 2026 olaylarında Ali Hamaney, kısa vadeli hayatta kalmaya aşırı odaklanarak rejimin yapısal çöküşünü kavramakta aciz kaldı ve çıplak baskı modelinde ısrar ederek “liderlik yakın görüşlülüğü” (Leadership Myopia) ile geriye kalan meşruiyeti de tahrip etti. Bu analiz, söz konusu stratejik hatayı ve sonuçlarını incelemektedir.

Ocak 2026’daki toplumsal patlamanın zeminini, Haziran 2025’teki askeri yenilgide (12 günlük savaş) aramak gerekir. Bu savaş yalnızca Natanz, Fordo ve İsfahan’daki nükleer altyapıyı yok etmekle kalmadı; aynı zamanda Hüseyin Selami (Devrim Muhafızları Komutanı) ve Muhammed Bakıri (Genelkurmay Başkanı) gibi üst düzey komutanların öldürülmesiyle komuta zincirini de parçaladı. Bu aşamada liderliğin yakın görüşlülüğü, “stratejik inkâr” biçiminde tezahür etti; Hamaney, caydırıcılığın kaybedildiği gerçeğini kabullenmek yerine yeraltı sığınaklarına çekildi ve ulusal karar alma sürecini felce uğrattı. Bu askeri yenilgi, milyarlarca dolarlık nükleer yatırımların yok edilmesi ve vekil güçler aracılığıyla yürütülen “uzaktan savunma” stratejisinin başarısızlığının ortaya çıkmasıyla, rejim yanlıları arasında bile derin bir umutsuzluk yarattı.

Ekonomik çöküş: Pazarda ve sokakta öfkenin tetikleyicisi

Ekonomi alanındaki stratejik yakın görüşlülük, toplumun “geri dönüşsüz noktaya” ulaştığı yönündeki uzman uyarılarının göz ardı edilmesiyle kendini gösterdi. Aralık 2025’in sonlarında, riyalin dolar karşısında 1.432.000 gibi rekor bir seviyeye gerilemesiyle protestoların ilk kıvılcımları siyasi gruplardan değil, Tahran’daki esnaftan geldi. Ocak 2026’da sefalet göstergeleri zirve yaptı; gıda enflasyonu yüzde 70’in üzerine çıktı (özellikle ekmek ve et gibi temel ürünlerde) ve mutlak yoksulluk oranı nüfusun yüzde 60’ını aştı. Rejim liderliği, FATF’nin kabulü ya da ciddi müzakereler gibi yapısal reformlar yerine, para basma ve Merkez Bankası başkanının istifası gibi kısa vadeli ve etkisiz önlemlere başvurdu; bu da enflasyon sarmalını daha da ağırlaştırdı ve öfkenin pazardan üniversitelere ve yoksul mahallelere yayılmasına yol açtı.

9 Ocak baskı emri: Çıplak şiddet için en yeşil ışık

Hamaney’in stratejik hatasının dönüm noktası, 9 Ocak 2026’da Kum’da yaptığı konuşma oldu. Bu konuşmada protestocuları “düşmanın paralı askerleri”, “zararlı unsurlar” ve “eşkıya” olarak yaftalayarak, barışçıl protesto ile isyan arasındaki her türlü ayrımı fiilen ortadan kaldırdı. “Öğrenme yakın görüşlülüğüne” (Learning Myopia) dayanan bu yaklaşım, 2019 ve 2022’deki baskı modelinin hâlâ işe yaradığı şeklindeki yanlış varsayıma dayanıyordu. Konuşmanın hemen ardından yargı, hızlı mahkemeler kurulması ve idam kararları verilmesi talimatını verdi; İmam Ali güvenlik birlikleri ise doğrudan ateş açma emriyle mahallelere sevk edildi. Bu yapısal inatçılık, açlıktan ölme korkusunun idam korkusunu aşmasına yol açtı ve sloganlar hızla radikalleşerek rejimin devrilmesine destek veren bir çizgiye kaydı.

Dijital terörizm ve sessizlikte katliam mühendisliği

Hamaney’in yakın görüşlülüğünün temel araçlarından biri, 8 Ocak 2026’dan itibaren uluslararası internetin ülke çapında kesilmesiydi. Amaç protestoların örgütlenmesini engellemek ve katliamın boyutlarını gizlemekti; ancak pratikte bu, rejimin kendi “bilgi körlüğüne” yol açtı. İnternetin kesilmesiyle güvenlik kurumları protestocuların çevrimiçi hareketlerini izleme imkânını kaybetti ve sanal öfke, sokakta öngörülemez fiziksel şiddete dönüştü. Ayrıca bankacılık işlemleri ve küçük ölçekli ticaretin tamamen durması ekonomik krizi derinleştirdi ve gri kesimi de protestoculara kattı. Bu dijital izolasyon, Elon Musk gibi uluslararası aktörlerin Starlink aracılığıyla müdahalesini teşvik ederek rejimin siber egemenliğinin ihlal edilmesine yol açtı.

Liderlik tutulması ve iktidar boşluğu

Ocak 2026 krizinin zirvesinde “liderlik tutulması” (Leadership Eclipse) olgusu ortaya çıktı. Raporlara göre Hamaney, sağlık durumunun kötüleşmesi ve bilişsel gerileme nedeniyle günlük yönetim kapasitesini yitirmişti. Bu boşluk, siyasi sistemi Devrim Muhafızları’nın ekonomik kartelleri, istihbarat baronları ve ruhani mafyalarından oluşan rakip “mülkler” bütününe dönüştürdü. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan fiilen etkisiz hale getirilirken, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf birkaç gün boyunca gayriresmî biçimde askeri olağanüstü yetkileri üstlendi. Factionlar arası anlaşmazlıkları çözecek bir “anahtar”ın yokluğu, çelişkili emirlerin verilmesine ve baskı güçleri içinde ciddi bir kafa karışıklığına yol açtı; bu da kurumsal çöküşün en belirgin göstergelerinden biriydi.

İnsani felaketin boyutları: Hayatta kalma aracı olarak katliam

Liderliğin yakın görüşlülüğü, “kitlesel katliamın” istikrarı geri getireceği inancında somutlaştı. İnsan hakları örgütlerine göre Ocak 2026’daki baskının boyutları eşi benzeri görülmemişti; Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütü en az 3.428, HRANA ise 3.919 kişinin öldüğünü bildirdi. Bazı saha raporları ve doktor tanıklıkları, şehir çatışmalarında 16.500’e varan ölümlerden söz ederken, 26.000’den fazla kişinin tutuklandığı tahmin edilmektedir. Karaj ve İlam gibi şehirlerde hastanelerde yaralılara infaz atışı yapıldığı ve protestoculara karşı kimyasal maddelerin kullanıldığına dair dehşet verici raporlar yayımlandı; bu durum rejimin, kısa vadeli hayatta kalma için baskıcı bir devletten organize suç çetesine dönüşümünü göstermektedir.

Trump’la kişisel çatışma: Dış politikada intihar

Hamaney’in dış politikadaki yakın görüşlülüğü, Donald Trump’la gerilimi kişiselleştirmesinde ortaya çıktı. İç kriz ortamında esnek diplomasiye yönelmek yerine Trump’ı “Firavun” olarak niteledi ve her türlü yumuşama mesajını reddetti. Oysa Trump, idamlar konusunda uyarılar yaparak ve “yardım yolda” diyerek iktidarın çekirdeği üzerinde yoğun bir psikolojik baskı kurmuştu. Hamaney’in Rusya ve Çin’e güvenme yönündeki hesap hatası da bu süreçte açığa çıktı; zira Moskova ve Pekin, ABD ve İsrail’in askeri tehditleri karşısında yalnızca sözlü destekle yetindi ve rejimi ekonomik olarak kurtaracak somut adımlardan kaçındı.

Ve Sonunda Sürekli kriz içinde yaşam

Ocak 2026 olayları, Hamaney’in stratejik yakın görüşlülüğünün İran’ı “sürekli kriz içinde yaşama” aşamasına soktuğunu gösterdi. Her türlü siyasi arabuluculuğun ortadan kaldırılması ve çıplak baskı, topluma yalnızca devrim yoluyla değişim seçeneğini bıraktı. Siyasi sistem artık “yoğun bakımda bir hasta” gibidir; güvenlik şoklarıyla ayakta kalmakta, ancak meşruiyeti ve ekonomik kapasitesi tamamen tükenmiştir. İktidarın tepesindeki inatçılık ve ulusal refah yerine fiziksel hayatta kalmaya öncelik verilmesi, istikrarı geri getirmek bir yana, İran’ı yapısal bir çöküşün ve muhtemel nihai bir askeri çatışmanın eşiğine sürüklemiştir. Bu çıkmazdan kurtuluş, ancak güç paradigmasında köklü değişimlerle mümkün olabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir