Dr. Hamid Shahanaghi

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Avrasya bölgesindeki güç dinamikleri, ulusal ve bölgesel kimliklerin yeniden tanımlanması için yeni bir yol açmıştır. Bunun merkezinde, yükselen bir güç odağı olarak Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) ortaya çıkışı yer almaktadır. Dilsel, kültürel ve tarihi ortaklıklar temelinde kurulan bu teşkilat, giderek kültürel bir danışma forumundan stratejik, güvenlik ve savunma boyutları olan uluslararası bir kuruma dönüşmüştür. Bu süreçte, İran’ın kuzey ve kuzeybatısındaki Türk nüfuslu bölgelere atıfta bulunan “Güney Azerbaycan” konusu, TDT’nin jeopolitik çıkarları ile İran İslam Cumhuriyeti’nin ulusal güvenliğinin kesiştiği en hassat noktalardan biri haline gelmiştir. Teşkilatın yaklaşımlarının derinlemesine analizi, “Türk Dünyası Birliği” doktrininin sadece üye ülkelerin siyasi sınırlarında durmadığını, komşu ülkelerdeki -özellikle İran’daki- “soydaşları” Türk medeniyet ve kimlik alanının bir parçası olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.
Azerbaycan’ın Tarihsel Soykütüğü ve Coğrafi Bölünmesi
Güney Azerbaycan kavramı, 19. yüzyıldaki gelişmelere ve Rus İmparatorluğu ile Kaçar İran’ı arasındaki sömürgecilik rekabetine dayanmaktadır. Uzun savaşlar sonrasında imzalanan Gülistan (1813) ve Türkmençay (1828) Antlaşmaları, Azerbaycan topraklarını Aras Nehri boyunca bölmüştür. Bu bölünme, sadece coğrafi bir birimi değil, aynı zamanda tek bir milleti, bugün Kuzey Azerbaycan (bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti) ve Güney Azerbaycan (İran yönetimi altında) olarak bilinen iki parçaya ayırmıştır.
Uluslararası Türk Akademisi’nin arkeolojik ve tarihi araştırmaları, Türklerin bu coğrafyadaki varlığının milattan önceki bin yıllara kadar uzandığını ve bölgedeki şehirli medeniyetlerin ve siyasi yapıların oluşumunda merkezi bir rol oynadıklarını vurgulamaktadır. Bu tarihi anlatı, TDT’nin Güney Azerbaycan’ı “Türklerin tarihi vatanı”nın bir parçası olarak tanımlaması için ideolojik temel oluşturmaktadır.
| Tarihi Olay | Azerbaycan Coğrafyasına Etkisi | Kimliksel Sonuç |
| Gülistan Antlaşması (1813) | Aras’ın kuzey bölgelerinin güney bölgelerinden ayrılması | Siyasi farklılaşma sürecinin başlangıcı |
| Türkmençay Antlaşması (1828) | Aras sınırının pekişmesi ve nihai bölünme | Kuzey ve Güney Azerbaycan kavramlarının şekillenmesi |
| Azerbaycan Milli Hükümeti (1945) | Tebriz’de milli devlet kurma çabası | Milli hükümet fikrinin tarihsel hafızada yer etmesi |
| Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Bağımsızlığı (1991) | Akraba Devletin (Kin-State) ortaya çıkışı | Güney’de kimlik talep eden hareketlerin canlanması |
Güney Azerbaycan Türk Milletinin Talepleri: Kültürel Haklardan Ulusal Egemenliğe
Güney Azerbaycan ulusal hareketi, son on yıllar içinde dağınık bir kültürel harekettten, örgütlü yapıları ve stratejik hedefleri olan siyasi bir harekete dönüşmüştür. “Güney Azerbaycan Örgütleri İşbirliği Konseyi” (GATƏŞ) ve “Güney Azerbaycan Milli Devlet Yönetimi Konseyi” (SANCS) gibi kurumlar tarafından ifade edilen bu milletin talepleri, temel haklardan ulusal egemenliğe kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.
- Anadilde Eğitim Hakkı ve Asimilasyonla Mücadele
Güney Azerbaycan örgütlerinin tüm resmi bildirilerindeki en temel talep, İran’daki okullarda Azerbaycan Türkçesiyle eğitim yasağının sona erdirilmesidir. Aktivistler, Pehlevi ve İslam Cumhuriyeti rejimlerinin “asimilasyon” (kültürel tek tipleştirme) politikaları ve Farsça dayatması yoluyla Türklerin ulusal kimliğini yavaş yavaş yok etmeyi amaçladığına inanmaktadır. Anadilde eğitimden mahrum bırakılma, eğitim başarısında düşüş, sosyal aşağılanma ve kültürel köklerden yabancılaşma için bir faktör olarak tanımlanmıştır.
- Milli Devletin Kurulması ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı
Güney Azerbaycan’ın birçok siyasi örgütü, Azerbaycan Demokrat Partisi ve Azerbaycan Milli Direniş Teşkilatı (Diriliş) dahil olmak üzere, açıkça Güney Azerbaycan coğrafyasında “milli, laik ve demokratik bir devlet” kurulmasını talep etmektedir. Bu talep, Birleşmiş Milletler Şartı’nda yer alan kendi kaderini tayin hakkı ilkesine dayanmakta ve nihai hedefi “Fars işgali ve sömürgeciliği” olarak adlandırdıkları durumdan kurtuluş olarak belirtilmektedir.
- Ekonomik Adalet ve Kaynak Dağılımı
Tahran rejimi tarafından Güney Azerbaycan’ın doğal kaynaklarının merkez tarafından sömürülmesi ve bu bölgenin zenginliklerinin askeri projelere ve rejimin bölgesel maceralarına harcanmasına yönelik şiddetli eleştiri, taleplerin diğer ana eksenlerinden biridir. Milli hareket, yerel kaynaklar üzerinde kontrol, ekonomik ayrımcılığa son verilmesi ve bölgenin tahrip olmuş altyapısının yeniden inşası (örneğin Urmiye Gölü’ndeki çevresel kriz gibi) talep etmektedir.
Türk Devletleri Teşkilatı ve “Sınır Ötesi Soydaşlar” Doktrini
Türk Devletleri Teşkilatı’nın Güney Azerbaycan’a bakışı, “2040 Türk Dünyası” doktrini çerçevesinde analiz edilmelidir. Türkiye ve Azerbaycan tarafından yönetilen bu teşkilat, resmi ülke sınırları dışındaki Türkçe konuşan nüfusların nüfuz aracı ve bağlantı halkaları olarak işlev gördüğü, siyasi ve ekonomik bütünleşme alanı yaratmayı amaçlamaktadır.
Semerkant 2022 Zirvesi: Diplomatik Sessizliğin Sonu
Semerkant’taki Liderler Zirvesi (Kasım 2022), Teşkilatın Güney Azerbaycan konusundaki resmi yaklaşımında bir dönüm noktası oldu. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, tarihi konuşmasında, “Türk dünyası sadece bağımsız Türk devletlerinden oluşmuyor” diyerek, Teşkilatın Azerbaycan Cumhuriyeti sınırları dışında yaşayan milyonlarca Azerbaycanlının hak ve güvenliğine dikkat etmesi gerektiğini vurguladı. Özellikle anadilde eğitim hakkından mahrum bırakılan, tahmini 40 milyon nüfusa sahip Azerbaycanlılara atıfta bulunarak, bu açıklamalarıyla doğrudan İran’ın egemenliğini hedef aldı.
Bu konuşma, temkinli işbirliğinden “soydaşların haklarının aktif olarak savunulması”na doğru bir paradigma değişimini işaret etti. Türk Devletleri Teşkilatı, bundan sonra Güney Azerbaycan’daki kimlik ve dil meselelerini, “asimilasyonu önleme ve ulusal kimliği koruma”ya yönelik resmi gündeminin bir parçası olarak ele almaya başlamıştır.
Gebele 2025 Zirvesi: Güvenlik Bütünleşmesine Doğru
Gebele’deki On İkinci Liderler Zirvesi’nde (Ekim 2025), Türk Devletleri Teşkilatı kendisini bir Avrasya güç odağı olarak pekiştirmek için daha somut adımlar attı. Bu zirvede aşağıdaki kavramlar vurgulandı:
- Birleşik Güvenlik Doktrini: Türk dünyasının kolektif çıkarlarını korumak için bir mekanizma olarak “Türk Savunma Birliği” oluşturulması tartışıldı.
- TDT+ Formatı: Bu girişim, meşruiyeti ve nüfuzunu etnik sınırların ötesine genişletmek için bölgedeki Türk olmayan ülkeler ve uluslararası kuruluşlarla işbirliğini genişletmeyi amaçlamaktadır.
- Koridorların Yönetimi: Zengezur Koridoru’na, Anadolu’yu Orta Asya’ya bağlayan hayati bir arter ve İran’ın jeopolitik nüfuzuna meydan okuyan bir rota olarak vurgu yapıldı.
Zengezur Koridoru: Türk Dünyası ve İran’ın Stratejik Karşılaşması
Ermenistan’ın Sünik vilayeti üzerinden Azerbaycan’ı Nahçıvan ve Türkiye’ye bağlaması planlanan Zengezur Koridoru projesi, bir transit yoldan öte, “Turan yapbozu”nu tamamlamaya yönelik jeopolitik bir projedir. Türk Devletleri Teşkilatı perspektifinden, bu koridor, on yıllardır Türkiye ile Orta Asya’daki Türk dünyası arasına girmiş “duvarı” kaldırmaktadır.
İran bu projeye şiddetle karşı çıkmakta ve onu Ermenistan’la olan kara sınırı için bir tehdit ve kendi jeopolitik izolasyonu için bir araç olarak görmektedir. İranlı yetkililer, uluslararası sınırlardaki değişikliğin “kırmızı çizgileri” olduğunu göstermek için Azerbaycan sınırında gösterişli askeri tatbikatlar gerçekleştirmiştir. Buna karşılık İlham Aliyev, bu koridorun, 2020 Karabağ Savaşı sonrasındaki yeni gerçeklikleri kabul etmeleri koşuluyla, İran ve Rusya da dahil olmak üzere tüm bölgeye nihayetinde fayda sağlayabilecek daha büyük bir ağın parçası olduğunu vurgulamıştır.
Kültürel Diplomasi ve Tarihi Kimliğin Yeniden İnşası
Türk Devletleri Teşkilatı, uzman kurumları aracılığıyla Güney Azerbaycan ve diğer Türk nüfuslu bölgelerde tarihi kimliği yeniden kazanmak için güçlü bir yumuşak güç savaşı yürütmektedir.
Türk Akademisi, “Ortak Türk Tarihi” ve “Ortak Türk Edebiyatı” ders kitaplarını hazırlayarak, Azerbaycan’ın bölünmez bir coğrafi ve kültürel birim olarak tanımlandığı bir anlatıyı yaymaktadır. Bu araştırmalar, İran’daki birçok yönetici hanedanın (Safeviler, Afşarlar, Kaçarlar gibi) Türk milli devletleri olduğunu vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, Fars kimliği temelinde kurulan mevcut İran rejiminin tarihi meşruiyetini sorgulamaktadır.
2024 yılında Latin temelli 34 harflik ortak Türk alfabesinin kabul edilmesi, birleşik bir enformasyon ve kültür alanı yaratmak için atılmış stratejik bir adımdır. Güney Azerbaycan aktivistleri bu alfabeyi, “Arap-Fars yazısı hegemonyası”ndan kurtulmak ve modern Türk dünyasına katılmak için bir araç olarak görmektedir. Bu durum özellikle dijital alan ve sosyal medyada, Tebriz, Bakü ve İstanbul’daki genç nesil arasındaki bağı güçlendirmiştir.
İran İslam Cumhuriyeti’nin Tepkileri: Diplomasiden Güvenlik Baskısına
İran İslam Cumhuriyeti, Türk Devletleri Teşkilatı’nın büyümesini kendi toprak bütünlüğüne yönelik varoluşsal bir tehdit olarak algılamaktadır. Tahran’ın tepkileri birkaç düzeyde incelenebilir:
- Diplomatik Düzey: Azerbaycan ve Türkiye’nin Güney Azerbaycan hakkındaki açıklamalarına yanıt olarak bu ülkelerin büyükelçilerini çağırmak. Tahran aynı zamanda Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (SCO) üyelik ve Rusya ve Çin ile ilişkileri güçlendirerek, Türkiye ve Azerbaycan’ın Batı yanlısı nüfuzuna karşı bir denge oluşturmaya çalışmaktadır.
- Askeri Düzey: Azerbaycan sınırları yakınında “Fâtihân-ı Hayber” askeri tatbikatları düzenlemek ve jeopolitik sınırlar değişirse askeri müdahale ile tehdit etmek.
- Güvenlik ve İç Politika Düzeyi: Güney Azerbaycan ulusal hareketi aktivistleri üzerindeki baskıyı artırmak. “Pantürkizm” ve “bölücülük” suçlamalarıyla geniş çaplı tutuklamalar ve ağır hapis cezaları bu politikanın bir parçasıdır. Rejim ayrıca, sahte muhalefet grupları oluşturarak ve Batı Azerbaycan eyaletinde Türk-Kürt etnik çatışmalarını kışkırtarak milli hareketin nüfuzunu kontrol altına almaya çalışmaktadır.
Stratejik Analiz: Güney Azerbaycan Küresel Bir Değişken Olarak
Türk Devletleri Teşkilatı’nın bir güç bloğu olarak yükselişi, Güney Azerbaycan’ı İran’ın iç meselesi olmaktan çıkarıp uluslararası güvenlikte bir değişkene dönüştürmüştür. Teşkilatın Avrasya’daki nüfuzu, küresel güçlerin de dikkatini çekmiştir:
- Amerika Birleşik Devletleri ve Batı: Washington, Türk Devletleri Teşkilatı’nı, Orta Asya’da Rusya ve Çin’in nüfuzunu dizginlemenin ve aynı zamanda İran’a baskı uygulamanın bir aracı olarak görmektedir. TDT tarafından desteklenen Orta Koridor projesi, enerji rotalarını çeşitlendirmek için Avrupa Birliği tarafından da desteklenmektedir.
- Rusya ve Çin: Her iki güç de “Pantürkizm” konusunda endişeli olsa da, çok kutuplu dünya çerçevesinde Batı’nın nüfuzunu azaltmak için Türk Devletleri Teşkilatı (TDT+) ile ortak zemin bulmaya çalışmaktadır.
Sonuç ve Gelecek Ufukları
Derinlemesine kanıt incelemesi, Türk Devletleri Teşkilatı’nın artık Güney Azerbaycan’ın kaderine kayıtsız kalamayacağını göstermektedir. İlham Aliyev ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından savunulan “Tek Millet – Birden Fazla Devlet” doktrini, Güney Azerbaycan’ı ulusal haklarına kavuşması gereken Türk dünyasının bir parçası olarak görmektedir.
Güney Azerbaycan Türk milletinin anadilde eğitim hakkı, ekonomik adalet ve nihayetinde ulusal egemenlik talepleri, Türk Devletleri Teşkilatı’nın birleşik bir jeopolitik alan yaratmaya yönelik büyük stratejileriyle uyumludur. İran rejimi bu dalgayı kontrol altına almak için güvenlik ve askeri araçlar kullanırken, ortak alfabeden askeri ittifaklara kadar Türk dünyasındaki bütünleşme eğilimi, Güney Azerbaycan’ın Avrasya’daki gelecek dönüşümlerin merkezinde olduğunu göstermektedir.
Bölgesel dinamikler, Tahran’da herhangi bir siyasi istikrarsızlık durumunda, Türk Devletleri Teşkilatı’nın Güney Azerbaycan ulusal hareketi için doğal ve stratejik bir destekçi olarak devreye girebileceğini göstermektedir. Bu durum, Orta Doğu’daki geleneksel egemenlik modellerinin gözden geçirilmesi ve 21. yüzyıldaki yeni kimlik arayışı gerçeklerinin kabul edilmesi gerekliliğini daha da öne çıkarmaktadır. Güney Azerbaycan bugün sadece bir coğrafya değil, aynı zamanda yeni küresel düzende “Türk uyanışı”nın gücünü ve nüfuzunu ölçmek için bir laboratuvardır.