Dr. Mehdi Rostami

İran İslam Cumhuriyeti’nin 2024-2026 yılları arasındaki dijital yönetişim biçimindeki paradigmatik değişim, “tepki odaklı sansürden” “yapısal ve önleyici otoriterliğe” geçişi göstermektedir. “Mutlak siber egemenlik” elde etme hedefiyle tasarlanan bu süreç, web sitelerinin basitçe engellenmesinin ötesine geçerek, Ulusal Bilgi Ağı (NIN) mimarisinin yeniden tasarlanmasına ve biyometrik gözetim için yapay zeka kullanımına yönelmiştir. Bu çerçevede internet, artık kamusal bir araç değil; erişimi sosyal statü, siyasi sadakat ve güvenlik gerekliliklerine göre sınıflandırılan bir devlet ayrıcalığı olarak yeniden tanımlanmıştır. Bu politika belgesi, söz konusu dönüşümün teknik, hukuki, ekonomik ve sosyal boyutlarını incelemekte ve buna karşı mücadele yollarını sunmaktadır.

1. Siber Egemenlik Mimarisi: Ulusal Bilgi Ağının (NIN) Anatomisi

Resmi literatürde “SHAMA” olarak anılan Ulusal Bilgi Ağı, rejimin yerel trafiği küresel trafikten ayırma stratejisinin omurgasını oluşturmaktadır. Geleneksel filtreleme modellerinin aksine NIN, kontrolü altyapı katmanlarında uygulayan önceliklendirilmiş bir mimaridir.

2. Yeni Hukuki Rejim: Bilgisayar Suçları Yasasından 3.0 Kararnamesine

İran’daki baskının teknik altyapısı, sanal alandaki her türlü bağımsız faaliyeti suç saymayı amaçlayan sert bir yasal çerçeve ile desteklenmektedir.

Sanal Alan Yüksek Konseyi’nin 3.0 Kararnamesi: Aralık 2025’te nihai hale getirilen bu kararname, IRIB (Devlet Radyo-Televizyonu) ve askeri kurumlara sanal alan içeriğini yönetmek için sınırsız yetki vermiştir.

Yeni Bilgisayar Suçları Yasası (2024) ve 2025’teki eklemeler, çevrimiçi anonimliği fiilen kaldırmıştır. İnternet kafeler, her kullanıcının kimlik bilgilerini, posta kodunu ve ziyaret edilen adresleri 6 ay boyunca kaydetmekle yükümlüdür. Ayrıca, yetkili kurumların verilere erişimini engelleyen her türlü şifreleme aracının kullanımı, yasanın 10. maddesi uyarınca suç sayılmıştır.

3. Biyometrik Gözetim ve Yapay Zekanın Silahlaştırılması

İran, dünyanın en gelişmiş görsel gözetim laboratuvarlarından birine dönüşmüştür. Sokak denetimlerinde yapay zeka kullanımı, fiziksel polisten “otomatik gözetime” geçişi sağlamıştır.

4. Baskı Ekonomisi: İzolasyonun Paydaşları ve Mimarları

İran’daki dijital baskı, özel-güvenlik şirketleri ve rejim ideolojisine sadık mühendislerden oluşan bir ağ tarafından yürütülen karlı bir projedir.

Kilit İsimler ve Üst Kurumların Rolü:

Yüklenici Şirketler ve Yaptırımların Delinmesi:

5. Sınıflı İnternet: “Beyaz Liste” Modeli ve Dijital Apartheid

2026 yılında İran tamamen “Beyaz Liste” modeline geçmiştir. Bu modelde, küresel internet varsayılan olarak engellidir ve sadece sosyal sıralamaya göre belirli erişim izinleri verilir.

Sınıflı İnternette Üç Erişim Seviyesi:

  1. Seçkin Erişimi (White SIM Cards): Milletvekilleri, seçilmiş üniversite hocaları ve resmi medya muhabirlerini kapsar; YouTube ve X’e (Twitter) filtresiz erişimleri vardır.
  2. Ticari Erişim (Cyber Freedom Areas): Ticaret merkezleri ve ticaret odalarındaki alanlar. Tüccarlar, ticaret kartlarını sunup cihaz IP’lerini kaydederek sınırlı bir süre (örneğin günde 20 dakika) ve doğrudan gözetim altında küresel hizmetlere erişebilirler.
  3. Halk Erişimi (NIN-Only): Ulusal Bilgi Ağı ve yerli platformlara sınırlı erişim; protestoların yoğun olduğu saatlerde küresel bağlantının sık sık kesilmesi.

Bu yapı sadece direnişi zorlaştırmakla kalmaz, aynı zamanda referans gruplarına “bağlantı ayrıcalığı” vererek toplu filtreleme protestosu motivasyonunu kırar.

6. Analitik Tarihçe: 2025 ve 2026 Olayları

Bu dönemdeki iki büyük olay, rejimin dijital izolasyon kapasitesini ortaya koymuştur.

7. Uyarlanabilir Sivil Direniş: Gizli Katmanlarda Savaş

İran sivil toplumu, bu yüksek dijital duvara karşı filtrelemeyi aşmanın ötesine geçen ve “altyapısal kendi kendine yeterliliğe” yönelen yeni taktikler geliştirmiştir.

Starlink: Uydu Köprüsü ve Elektronik Harp: İran’daki Starlink terminal sayısı 2026 itibarıyla 100 bini aşmıştır. Buna karşılık rejim iki karmaşık teknik kullanmaktadır:

Mesh Ağları ve Çevrimdışı Mesajlaşma: Bluetooth Mesh protokolünü kullanan Bitchat gibi uygulamaların kullanımı 2026 protestoları sırasında hızla artmıştır. Bu araçlar, mesajların kısa mesafelerde bir telefondan diğerine aktarılmasına ve nihayetinde internete ihtiyaç duymadan bir iletişim zinciri oluşturulmasına izin verir. Bu ağlar “Ortadaki Adam” (MitM) saldırıları ve meta veri ifşası gibi güvenlik riskleri taşısa da, mahalle bazlı örgütlenmede kilit rol oynamıştır.

8. Yıkıcı Sonuçlar: Ekonomik ve Psikolojik Boyutlar

Dijital baskı sadece bir güvenlik meselesi değildir; bu süreç toplumun ekonomik dokusunu ve ruh sağlığını hedef almaktadır.

9. Gelecek Senaryoları (2026–2030)

Eğilimlerin analizine dayanarak, İran’daki sanal alanın geleceği için üç ana senaryo öngörülmektedir:

  1. Mutlak İzolasyon Modeli (Kuzey Koreleşme): Rejimin NIN’i tamamlayarak halkın %99’u için küresel interneti kesmesi ve sadece yerel bir intranete (Filternet Plus) izin vermesi.
  2. Yönetilen Hayatta Kalma Modeli: Rejimin orta sınıfa ve tüccarlara damlalıkla ayrıcalıklar vererek ekonomik çöküşü önlemeye çalışması ve aynı zamanda yapay zeka aracılığıyla güvenlik kontrolünü sürdürmesi.
  3. Yapısal Başarısızlık: Yeni uydu takımlarının (Eutelsat veya yeni nesil Starlink gibi) gelişmesi ve merkeziyetsiz araçların ilerlemesiyle devletin trafik geçitleri üzerindeki tekelinin kırılması ve dijital kontrolün kaybedilmesi.

10. Politika Önerileri ve Uluslararası Çözümler

  1. “Baskı Mühendislerine” Hedefli Yaptırımlar: Uluslararası toplum, kurumların ötesine geçerek uzman kişileri ve paravan şirketleri (Dowran Grubu ve Beyaz Liste mimarları gibi) insan hakları yaptırım listelerine almalıdır.
  2. Anti-Jammer Protokollerinin Geliştirilmesi: GPS sahteciliğine karşı dayanıklı ve dahili “yörüngesel navigasyon” kullanan uydu teknolojilerine yatırım yapılması.
  3. Kamu Destekli Uydu İnternetine Destek: AB ve İngiltere, tek bir özel operatöre (Starlink gibi) bağımlılığı azaltmak için Eutelsat gibi sistemleri İran’a internet sağlamak için kullanmalıdır.
  4. Dijital Suçların Belgelenmesi: Gözetim teknolojileri sağlayan şirketlerin (Tiandy ve Hikvision gibi) İran’daki insan hakları ihlallerindeki rolünü incelemek için uluslararası bir mahkeme kurulması.

İran’daki dijital savaş, sivil direniş tarihinin yeni sınırıdır. Bu ülkede özgürlüğün geleceği sadece sokaklarda değil; kod yazımlarında, iletişim protokollerinde ve toplumun özgür dünyayla bağlantısını sürdürme yeteneğinde belirlenecektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir