Dr. Amir Muhammedpur

2020’deki İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından Güney Kafkasya’da yaşanan jeopolitik gelişmeler ve 2024-2026 yıllarındaki yeni bölgesel konfigürasyonlar, Azerbaycan Cumhuriyeti’ni bölgesel güvenlik sisteminde merkezi bir aktör olarak konumlandırmıştır. Ancak Bakü’nün askeri ve diplomatik ilerlemelerine rağmen, ülkesinin İran toplumunun Azerbaycanlı olmayan kesimleriyle etkileşimindeki kamu diplomasisi her zaman temel zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu politika belgesi, stratejik ve tarafsız bir bakış açısıyla, Bakü’nün İran toplumunun çeşitli katmanlarına nüfuz edememesinin kökenlerini analiz etmekte ve gizli potansiyelleri tespit ederek, çatışmadan olumlu etki yaratmaya geçiş için bir yol haritası çizmektedir. Analizler, seküler kalkınma modeli, modern kentsel altyapı ve ortak entelektüel miras gibi yumuşak güç varlıklarına sahip olmasına rağmen, Bakü’nün etno-merkezci yaklaşımlara dayanması nedeniyle genel İran kamuoyu için çekici bir yumuşak güç haline gelemediğini göstermektedir.
İran’ın Türk Olmayan Kesiminde Kamu Diplomasisi Başarısızlığının Kökenlerinin Temel Analizi
Azerbaycan Cumhuriyeti’nin son on yıllarda İran’a yönelik kamu diplomasisi, güvenlik odaklı bakış açıları ve kimlik rekabetlerinin ciddi şekilde gölgesinde kalmıştır. Bakü, tüm İran milleti için kapsayıcı ve çekici bir imaj yaratmaya odaklanmak yerine, ağırlıklı olarak kuzeybatı illerindeki (Güney Azerbaycan) Türkçe konuşan kitleye yönelmiş ve bu durum, istemeden de olsa İran toplumunun diğer kesimlerinde “ontolojik güvenlik” endişelerine yol açmıştır.
Bakü’nün kamu diplomasisi önündeki en büyük engellerden biri, Bakü’nün siyasi ve medya çevrelerinde yaygın olan etno-merkezci dilin kullanılmasıdır. Bu yaklaşım kısa vadede etnik azınlıkların bir kısmını harekete geçirebilse de, uzun vadede ülkenin toprak bütünlüğünü kırmızı çizgi olarak gören Farsça konuşan çoğunluk ve diğer İran etnik grupları arasında ciddi bir olumsuz tepkiye yol açmaktadır. Azerbaycanlı elitler ve medya “tarihi toprakların kurtarılmasından” söz ettiğinde, bu mesaj İran’ın Türk olmayan toplumu tarafından kültürel bir hareket olarak değil, İran’ın ulusal varlığına yönelik doğrudan bir tehdit olarak yorumlanmaktadır.
Stratejik analizler, bu “etnik tuzağın” İran hükümetinin Bakü’nün herhangi bir diplomatik veya kültürel girişimini kolayca Batı veya İsrail destekli bir ayrılıkçı projenin parçası olarak sunmasına olanak tanıdığını göstermektedir. Aslında Azerbaycan’ın kamu diplomasisi, bağlantı için bir köprü olmaktan çıkıp, Tahran’daki devlet paranoyasını güçlendiren bir araca dönüşmüştür.
İkinci yapısal engel, Bakü’nün Tel Aviv ile olan derin askeri ve güvenlik ortaklığıdır. İran toplumunun büyük bir kesiminin, hatta İslam Cumhuriyeti’nin resmi politikalarıyla mutlaka aynı çizgide olmayan katmanların gözünde, İsrail insansız hava araçlarının ve casusluk ekipmanlarının İran’ın kuzey sınırlarındaki belirgin varlığı, tehdit edici bir faktör olarak görülmektedir. İran devlet medyası, elektronik dinleme istasyonları ve Azerbaycan topraklarının insansız hava aracı saldırıları için olası kullanımı hakkında sürekli haberler yayınlayarak Bakü’nün imajını “İsrail için bölgesel bir işbirlikçi” olarak çizmiştir.
Bu durum, Azerbaycan’ın bağımsız ve hayırsever bir komşu imajı sergilemesini engellemiştir. 2025 ve 2026’daki İran iç krizleri döneminde bile, Bakü’nün İsrail’le olan stratejik ilişkilerini İran halkıyla olan kamu diplomasisinden ayıramaması, kültürel dayanışma potansiyelinin güvenlik endişeleri tarafından gölgelenmesine neden olmuştur.
Kültürel Miras Diplomasisi ve Anlatılar Savaşı
Kültürel miras üzerindeki çatışma, kamu diplomasisinde ciddi bir sürtüşme noktası haline gelmiştir. Bakü’nün Nizami Gencevi gibi şahsiyetleri “Azerbaycanlılaştırma” çabaları, İran’ın Türk olmayan kültürel ve akademik camiası tarafından tarihi çarpıtma olarak algılanmaktadır; Bakü onu Gence’de doğduğu için kendi milli şairi olarak görürken, İranlı seçkinler onun Farsça konuşmasını ve İran medeniyet köklerini vurgulamaktadır. Bu çatışma, halı dokumacılığı gibi el sanatlarına da sıçramıştır; Azerbaycan bu sanatı MÖ ikinci binyıla dayanan kadim kökleriyle kendi münhasır mirası olarak sunarken, İran’da bu, bölgesel çeşitliliği olan İran medeniyet havzasının ortak mirası olarak görülmektedir. Bakü’nün Azerbaycan kimliğinin özü olarak gördüğü Muğam müziğinde bile, İran müzik radifleriyle derin yapısal bağlar yadsınamaz. Bu “anlatılar savaşı”, ortak kültürel projelerin dahi şüpheyle karşılanmasına neden olmuştur.
Azerbaycan’ın İranlı Kitle İçin Yumuşak Güç Potansiyeli ve Fırsatları
Belirtilen engellere rağmen, Azerbaycan Cumhuriyeti, yaklaşımını değiştirmesi halinde İranlılar üzerinde olumlu etki yaratabilecek benzersiz varlıklara sahiptir. Bakü’nün modern altyapısı halihazırda turizm ve alışveriş için yüksek çekiciliğe sahiptir, ancak asıl potansiyel Azerbaycan’ın petrol dışı ekonomik kalkınma modeli olarak tanıtılmasında yatmaktadır.
Son yıllarda Bakü, İslam dünyasında hızlı kalkınmanın ve modernleşmenin sembolü haline gelmiştir. Haydar Aliyev Merkezi’nden Alev Kuleleri’ne Bakü’nün avangart mimarisi, ideolojik kısıtlamalardan bıkmış İran’ın kentli orta sınıfı için oldukça çekici olan bir ilerleme imajı sunmaktadır. Laikliğin İslami kimlikle dengelendiği “Azerbaycan modeli”, İran’ın devlet anlatılarında dine karşı bir tehdit olarak tasvir edilse de, İranlı seçkinler ve gençlerin gözünde din ve modernliğin bir arada yaşama modeli, yönetime bir alternatif olarak sunulabilir.
Bu çekicilik turizm sektöründe açıkça görülmektedir. İranlı turistler için Bakü sadece güzel bir şehir değil, aynı zamanda benzer kültür ve yemek tadının (pilav, dolma ve kebap gibi) olduğu bir ortamda bir dereceye kadar sosyal özgürlükler ve modernlik deneyimi yaşayabilecekleri bir mekândır.
Kamu diplomasisinin en çok ihmal edilen potansiyellerinden biri, Bakü ve Tiflis’teki entelektüel çevrelerin İran’ın reform hareketlerindeki rolüdür. 20. yüzyılın başlarında bu bölgelerde yayınlanan “Molla Nasreddin” hiciv dergisi, Türk olmayan İranlıların ve hatta meşrutiyet yanlısı seçkinlerin siyasi ve sosyal bilinci üzerinde muazzam bir etkiye sahipti. Kadın hakları, eğitim reformu ve batıl inançlarla mücadele gibi kavramlara odaklanan bu ortak miras, modern Azerbaycan’ı İranlıların tarihi özlemlerine bağlayan entelektüel bir köprü işlevi görebilir.
Azerbaycan’ın Diplomatik Bir Merkez Olarak Konumu (Bakü Modeli)
2025 ve 2026’da Azerbaycan, çok yönlü bir dış politika izleyerek kendini çatışan taraflar arasında diyalog için bir arabulucu olarak konumlandırmıştır. Bakü’nün Suriye ile İsrail veya İran ile ABD arasındaki dolaylı görüşmeleri kolaylaştırmadaki rolü, ülkenin “bölgesel bir İsviçre” olma kapasitesini göstermektedir. Bakü’nün jeoekonomik konumu bazen İran’ı çevreleyen bir faktör olarak görülse de, bir transit merkezi ve İran için stratejik bir ticaret ortağı olma potansiyeli oldukça yüksektir. Ayrıca, kültürel üretim alanında, Türkiye’nin mevcut etkisine rağmen, Azerbaycan kendi müziği ve dizilerine yatırım yaparak İran’ın eğlence pazarında ciddi bir rakip haline gelebilir.
2024-2026 Gelişmeleri Bağlamında Yeni Fırsatlar
Son değişiklikler, özellikle transit projelerinin yeniden tanımlanması, Bakü’nün kamu diplomasisi için yeni pencereler açmıştır.
Azerbaycan’ın Nahçıvan’a İran toprakları üzerinden geçişini sağlayan “Aras Koridoru” projesi, ilişkiler paradigmasını değiştirmek için en önemli fırsatlardan biridir. İran’ı baypas etmek yerine (Zengezur Koridoru’nun ilk konseptleri gibi), bu proje İran’ı bölgesel transit denklemlerinin kalbine geri döndürmektedir. Bu projeyi kamu diplomasisinde kullanmak, Bakü’yü çatışma değil, İran’ın sınır illeriyle “ortak kalkınma” arayan bir ortak olarak sunabilir.
2025 ve 2026’daki ekonomik krizler ve yaygın protestolar, İran toplumunu komşularındaki başarılı kalkınma modellerine karşı daha duyarlı hale getirmiştir. Azerbaycan, COP29 gibi büyük etkinliklere ev sahipliği yaparak ve Avrupa’nın enerji tedarikçisi konumunu sağlamlaştırarak, hayal kırıklığına uğramış İran toplumuna istikrar ve ilerleme mesajı iletebilir. Bakü, kalkınma modelinin kamu refahına yol açtığını gösterebilirse, bunun İran kamuoyu üzerindeki etkisi herhangi bir siyasi slogandan çok daha derin olacaktır.
İranlılar Üzerindeki Etkiyi İyileştirmek İçin Politika Çerçevesi ve Stratejik Öneriler
Azerbaycan Cumhuriyeti’nin İran’ın Türk olmayan kesiminde olumlu bir etki yaratabilmesi için “etnik diplomasi” paradigmasından “kapsayıcı bölgesel diplomasi”ye geçmesi gerekmektedir.
1. Medya Anlatılarının Yeniden Tanımlanması ve Profesyonel Farsça Medyanın Kurulması
Türkiye’nin “TRT Fars” kanalının başarısını örnek almak bir zorunluluktur. Bakü, etnik kışkırtmalara odaklanmak yerine aşağıdakilere odaklanan, uluslararası standartlarda bir Farsça medya kuruluşu oluşturmalıdır:
- Yaşam tarzı ve eğlence programları: İran’da sadık bir izleyici kitlesi olan Bakü’nün caz sahnesini, görsel sanatlarını ve Azerbaycan tiyatrosunu tanıtmak.
- Ortak perspektifli tarihi belgeseller: Kaçar dönemini ve iki ulus arasındaki medeniyet bağlarını “kültürel çatışma” değil, “ortak mülkiyet” duygusunu güçlendirecek şekilde yeniden ele almak.
- Ekonomik diplomasi: İranlı işadamlarına Azerbaycan’ın Serbest Ekonomik Bölgeleri’ndeki (AFEZ) yatırım fırsatlarını tanıtmak.
2. “Bölgesel Diplomasi”ye ve Sınır Kalkınmasına Odaklanmak
Yalnızca Tahran’a odaklanmak yerine, Bakü İran hükümetiyle “bölgesel diplomasi” yürütülmesinde işbirliği yapmalıdır. Aras sınır altyapısına yatırım yapmak, ortak pazarlar oluşturmak ve Türk olmayan İran vatandaşlarının kara sınırlarından geçişini kolaylaştırmak, yerel topluluklar için somut faydalar yaratabilir ve Azerbaycan’ı bir refah kaynağı olarak tanıtabilir.
3. Kültürel Çatışmaların “Dünya Mirası” Yaklaşımıyla Yönetilmesi
Bakü, kültürel ve medeniyet mirası konusunda dışlayıcı bir yaklaşımdan uzaklaşmalı ve bunları “medeniyet köprüleri” olarak sunmalıdır. Tahran ve İsfahan’da (sadece Tebriz ve Urmiye’de değil) “ortak kültür haftaları” düzenlemek ve Farsça konuşan seçkinleri Bakü’nün uluslararası konferanslarına katılmaya davet etmek, İranlı seçkinlerin savunma kalkanını kırabilir.
4. Üçüncü Taraf Aktörlere Karşı Stratejik Şeffaflık
Güvenlik paranoyasını azaltmak için Azerbaycan, kamu diplomasisi yoluyla İran toplumuna, İsrail veya Batı ile olan ilişkilerinin asla İran’ın ulusal güvenliğine karşı harekete izin vermek anlamına gelmeyeceğine dair güvence vermelidir. Cumhurbaşkanı Aliyev’in “Azerbaycan’ın kendi topraklarından İran’a yönelik herhangi bir tehdide izin vermeyeceği” yönündeki resmi açıklamaları, olumsuz propagandanın etkisini etkisiz hale getirmek için kamu diplomasisi araçlarıyla geniş İran halkına iletilmelidir.
Sonuç olarak, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin İran’da popüler ve etkili bir aktör haline gelebilmesi için kamu diplomasisinde bir paradigma değişikliğine ihtiyacı vardır. Etnik ve güvenlik merkezli yaklaşımın sürdürülmesi, Bakü’yü İran’ın Türk olmayan çoğunluğu nezdinde bir şüphe ve paranoya duvarı içinde hapsedecektir. Bununla birlikte, laik ve modern kalkınmanın bir sembolü olarak “Bakü modeli”ni kullanmak, ekonomik bağlantı aracı olarak Aras gibi ortak koridorlardan yararlanmak ve Meşrutiyet döneminin ortak entelektüel köklerine dönmek, Azerbaycan’ı İranlılar için çekici bir “çekim merkezi” haline dönüştürebilir.