Hüseyin Alpaslan / İsmail Cingöz

Son yıllarda Avrasya jeopolitiğinde yaşanan dönüşüm, Türk dünyası açısından uzun süredir teorik bir kavram olarak tartışılan “Turan Yolu”nu yeniden stratejik gündemin merkezine taşımıştır. Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan bu tarihsel hat, yalnızca bir kültürel birlik fikrini değil; aynı zamanda ticaret, ulaşım, enerji ve güvenlik alanlarında yeni bir jeopolitik entegrasyon modelini ifade etmektedir.

Bu bağlamda Zengezur Koridoru, söz konusu entegrasyonun en kritik düğüm noktalarından biri olarak öne çıkmaktadır. Güney Kafkasya’da Azerbaycan ile Nahçıvan arasında doğrudan kara bağlantısı sağlayacak bu hat, aynı zamanda Türkiye ile Orta Asya arasındaki kesintisiz ulaşım zincirinin tamamlanmasını mümkün kılabilecek potansiyele sahiptir.

Ancak bu proje yalnızca bir ulaşım hattı değildir. Zengezur Koridoru’nun açılması, Avrasya’daki güç dengelerini etkileyebilecek stratejik sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir. Özellikle İran’ın projeye karşı geliştirdiği sert tutum, meselenin yalnızca sınır güvenliği ya da ekonomik çıkarlarla açıklanamayacağını göstermektedir. İran’ın tepkisi, tarihsel kimlik politikaları, iç demografik dengeler ve bölgesel güç rekabetiyle yakından ilişkilidir.

Bu çalışma, Turan Yolu kavramını tarihsel süreklilik içinde ele alarak İran coğrafyasının Türk dünyası açısından taşıdığı stratejik önemi analiz etmeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda Zengezur Koridoru’nun açılması halinde ortaya çıkabilecek jeopolitik sonuçlar ve İran’ın bu süreçteki tutumu çok boyutlu bir perspektifle değerlendirilecektir.

İran Coğrafyasında Türk Varlığının Tarihsel Derinliği

İran’daki Türk varlığı çoğu zaman yanlış biçimde “azınlık meselesi” çerçevesinde ele alınmaktadır. Oysa tarihsel veriler, Türklerin İran coğrafyasındaki rolünün basit bir etnik varlığın çok ötesinde olduğunu göstermektedir.

  1. yüzyıldan itibaren Gaznelilerle başlayan süreçte Büyük Selçuklu Devleti, Harzemşahlar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler, Afşarlar ve Kaçarlar gibi birçok Türk hanedanı İran coğrafyasının siyasi ve askerî yapısını belirlemiştir. Bu durum yaklaşık bin yıl boyunca İran devlet geleneğinin önemli ölçüde Türk unsurlar tarafından şekillendirildiğini ortaya koymaktadır.

Özellikle Safevi Devleti’nin kurulmasıyla birlikte İran’ın bugünkü siyasi ve mezhepsel yapısı büyük ölçüde biçimlenmiştir. Safevi yönetimi sırasında Türk unsurlar devletin askerî ve idari omurgasını oluşturmuş, Türkçe uzun süre saray ve yönetim dili olarak kullanılmıştır.

  1. yüzyılın ünlü düşünürü İbn Haldun dahi eserlerinde İran coğrafyasındaki Türk etkisine dikkat çekmiş ve bu bölgeyi Türk siyasal gücünün önemli merkezlerinden biri olarak değerlendirmiştir.

Günümüzde İran nüfusunun etnik dağılımına ilişkin resmi veriler açıklanmamakla birlikte, eski İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi tarafından yapılan açıklamalarda İran nüfusunun yaklaşık yüzde kırkının Türk kökenli olduğu ifade edilmiştir. Azerbaycan Türkleri başta olmak üzere Kaşkaylar, Türkmenler ve diğer Türk toplulukları dikkate alındığında bu oranın daha da yüksek olduğu değerlendirilmektedir.

Dolayısıyla İran’daki Türk varlığı yalnızca demografik bir unsur değil, aynı zamanda tarihsel devlet geleneğinin taşıyıcılarından biridir.

Modern İran Devleti ve Kimlik Siyaseti

Modern İran devletinin kimlik politikaları, özellikle 20. yüzyılın başından itibaren belirgin biçimde değişmiştir. 1925 yılında Kaçar Hanedanı’nın devrilmesi ve yönetimin Rıza Şah Pehlevi tarafından ele geçirilmesi, İran’da merkezi ulus devlet inşasının başlangıcı olmuştur.

Pehlevî döneminde uygulanan modernleşme politikaları, Fars kimliğini devletin kurucu unsuru olarak ön plana çıkarırken, diğer etnik kimliklerin kamusal görünürlüğünü sınırlandırmıştır. Türkçe başta olmak üzere yerel diller eğitim ve kamu yönetimi alanlarından büyük ölçüde dışlanmıştır.

1979 yılında gerçekleşen İran İslam Devrimi sonrasında rejim değişmiş olsa da kimlik politikalarının temel karakteri büyük ölçüde korunmuştur. İran Anayasası yalnızca dini azınlıkları tanımakta; Ermeniler, Yahudiler ve Zerdüştler gibi topluluklara belirli temsil hakları tanımaktadır. Ancak etnik kimlikler resmî olarak tanınmadığı için Türkler, Kürtler, Araplar ve Beluçlar gibi gruplar bu kapsam dışında kalmaktadır.

Bu durum İran’daki Türk topluluklarının kültürel ve dilsel taleplerinin çoğu zaman güvenlik perspektifiyle değerlendirilmesine yol açmaktadır. Özellikle Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını kazanmasından sonra İran yönetimi, Türk kimliğini potansiyel bir jeopolitik risk olarak algılamaya başlamıştır.

İran’da Toplumsal Gerilimler ve Kimlik Talepleri

İran son yıllarda ciddi ekonomik ve sosyal sorunlarla karşı karşıyadır. Yüksek enflasyon, işsizlik ve uluslararası yaptırımların yarattığı ekonomik baskılar, toplumda geniş çaplı hoşnutsuzlukların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Protestolar başlangıçta ekonomik taleplerle ortaya çıksa da zamanla kimlik ve kültürel hak taleplerini de içermeye başlamıştır. Özellikle Güney Azerbaycan bölgelerinde Türkçe eğitim, kültürel haklar ve yerel kimliğin tanınması yönündeki talepler giderek daha görünür hale gelmiştir.

İran yönetimi bu talepleri çoğu zaman ayrılıkçı hareketler olarak değerlendirmekte ve güvenlikçi yöntemlerle bastırmaya çalışmaktadır. Ancak bu yaklaşım, sosyolojik gerçeklikleri değiştirmek yerine kimlik bilincinin daha da güçlenmesine yol açmaktadır.

Zengezur Koridoru: Yeni Avrasya Jeopolitiğinin Anahtarı

Zengezur Koridoru meselesi, yalnızca Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sınır anlaşmazlığının bir parçası değildir. Bu koridor aynı zamanda Avrasya’da yeni bir ulaşım ve ticaret mimarisinin oluşmasında kritik rol oynayabilecek bir projedir.

2020 yılında yaşanan İkinci Karabağ Savaşı sonrasında imzalanan ateşkes anlaşması, Azerbaycan ile Nahçıvan arasında ulaşım bağlantılarının kurulmasını öngörmüştür. Bu durum Zengezur Koridoru’nun uluslararası gündeme taşınmasına yol açmıştır.

Koridorun açılması halinde Türkiye ile Azerbaycan arasında kesintisiz kara ve demiryolu bağlantısı kurulabilecek, bu hat üzerinden Orta Asya’ya uzanan yeni bir ulaşım ağı ortaya çıkacaktır. Bu durum Türk dünyası açısından ekonomik, kültürel ve stratejik entegrasyonu önemli ölçüde hızlandırabilir.

İran’ın Zengezur Koridoru’na Karşı Tutumu

İran’ın Zengezur Koridoru’na karşı çıkmasının arkasında birden fazla stratejik faktör bulunmaktadır.

Birincisi ekonomik faktördür. Halihazırda Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki ulaşım büyük ölçüde İran üzerinden sağlanmakta ve İran bu transit geçişlerden önemli gelir elde etmektedir. Koridorun açılması bu ekonomik avantajı ortadan kaldırabilir.

İkinci faktör jeopolitiktir. İran, Türkiye ile Azerbaycan arasında doğrudan bir kara bağlantısının kurulmasının bölgedeki güç dengelerini değiştireceğini düşünmektedir.

Üçüncü ve belki de en kritik faktör ise iç politikadır. Türk dünyası ile doğrudan bağlantı kuran bir ulaşım hattının ortaya çıkması, İran’daki Türk toplulukları üzerinde psikolojik ve siyasi etkiler yaratabilir. Bu nedenle Tahran yönetimi projeyi yalnızca ulaşım meselesi olarak değil, ulusal güvenlik konusu olarak değerlendirmektedir.

Turan Yolu ve Kuşak-Yol Rekabeti

Zengezur Koridoru aynı zamanda küresel ölçekte yürütülen büyük ulaşım projeleriyle de bağlantılıdır. Özellikle Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Çin tarafından geliştirilen Avrasya ticaret ağları, Orta Koridor’un önemini artırmaktadır.

Türkiye, Azerbaycan ve Orta Asya devletleri tarafından desteklenen Orta Koridor hattı, Pekin ile Avrupa arasındaki ticaretin daha kısa ve güvenli bir güzergâh üzerinden gerçekleştirilmesini sağlayabilir. Bu nedenle Zengezur Koridoru yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte de stratejik önem taşımaktadır.

İran ise bu yeni ulaşım mimarisinde merkezi rolünü kaybetme riskini görmektedir.

Stratejik Senaryolar

Zengezur Koridoru’nun geleceğine ilişkin üç temel senaryo öne çıkmaktadır.

Sonuç: Avrasya’nın Yeni Stratejik Haritası

Turan Yolu kavramı çoğu zaman romantik veya ideolojik bir söylem olarak değerlendirilmiştir. Ancak son yıllarda yaşanan gelişmeler, bu kavramın somut jeopolitik projelerle desteklenen bir gerçekliğe dönüşmeye başladığını göstermektedir.

Zengezur Koridoru’nun açılması, Türk dünyası arasında kesintisiz bir ulaşım hattı oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu gelişme yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel ve stratejik sonuçlar doğuracaktır.

İran’ın projeye yönelik sert tutumu ise bölgesel güç dengeleri, iç demografik yapı ve Avrasya jeopolitiğindeki rekabetle doğrudan ilişkilidir.

Önümüzdeki yıllarda Zengezur Koridoru meselesi, yalnızca Güney Kafkasya’nın değil, tüm Avrasya jeopolitiğinin en kritik başlıklarından biri olmaya devam edecektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir