Dr. Hamid Şehanegi

Yönetici Özeti
İran İslam Cumhuriyeti, 2026 yılında siyasi yapısının varlığını tehdit eden çok boyutlu ve benzeri görülmemiş bir krizle karşı karşıyadır. Ali Hamaney’in 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in hava saldırıları sırasında ani ölümü, yalnızca siyasi piramidin tepesinde bir güç boşluğu yaratmakla kalmamış, aynı zamanda bastırılmış ekonomik, sosyal ve etnik krizlerin patlaması için bir katalizör görevi görmüştür. Bu rapor, halefiyet sürecini, kilit aktörleri, ekonomik çöküşü ve Güney Azerbaycan da dahil olmak üzere çevre bölgelere özel bir vurgu yaparak bu gelişmenin jeopolitik sonuçlarını derinlemesine analiz etmektedir.
Velayet-i Fakih teorisi ve yetkilerin liderin elinde mutlak olarak toplanması üzerine inşa edilen İran’daki güç yapısı, şimdi daha önce yalnızca 1989’da deneyimlediği bir sınavla karşı karşıyadır. Mevcut geçişin 1989’dan temel farkı, o dönemde güç devrinin devrimci elitlerin mutabakatı ortamında gerçekleşmiş olmasına karşın, mevcut geçişin tam kapsamlı bir bölgesel savaşın, dizginsiz hiperenflasyonun ve ülke çapındaki bir ayaklanmanın ortasında gerçekleşmesidir. Kanıtlar, döviz kurunun dolar karşısında 1.5 milyon riyal sınırına ulaştığını ve gıda enflasyonunun %75’i aştığını göstermektedir. Bu arada, Devrim Muhafızları Ordusu’nun rolü, gücün tamamen askerileştirilmesini hedefleyen bir “gölge hükümete” dönüşmüştür. Çevre bölgeler için bu geçiş dönemi, merkezle ilişkiyi yeniden tanımlamak için stratejik bir fırsat sunmaktadır; özellikle Urmiye Gölü’nün çevre felaketi ve yeni uluslararası koridorların jeopolitik denklemleri merkezkaç kuvvetler lehine değiştirdiği Güney Azerbaycan’da.
Güç Yapısının Krizi ve Liderlik Boşluğunun Yönetimi
Otoriter rejimlerde güç devri genellikle rejim yaşam döngüsünün en hassas aşamasıdır. 37 yıllık iktidarıyla Ali Hamaney, paralel kurumlar arasında hassas bir denge kurmuştu; onun bir “savaş eylemiyle” ortadan kaldırılması, kontrollü halefiyet için yapılan tüm uzun vadeli planlamaları altüst etti. Anayasa’nın 111. maddesine göre, sistemin yasal görünümünü korumak amacıyla, ülke işlerini yürütmek üzere Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Gulamhüseyin Muhsini Ejei ve Anayasa Koruma Konseyi üyesi Ali Rıza Arafi’den oluşan Geçici Liderlik Konseyi oluşturuldu. Bununla birlikte, gerçek güç, Hamaney’in ölümünden altı gün önce, olası “başsız bırakma” (decapitation) saldırıları durumunda acil durumu yönetmek ve komuta zincirinin çöküşünü önlemek için Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri olarak atanan Ali Laricani’nin elindedir. Bu arada, 92 yaşındaki Mevlevi Kirmani başkanlığındaki Uzmanlar Meclisi, daimi lideri seçme sorumluluğunu taşımaktadır; ancak bu meclisin Kum’daki sekreteryasının Mart 2026 hava saldırılarıyla tahrip edilmesi, düzenli toplantı yapma imkânını ortadan kaldırmıştır.
Aktör Analizi ve Velayet-i Fakih Makamı Adayları
Hamaney sonrası ortamda, liderlik makamı için üç ana figür öne çıkmaktadır. 55 yaşındaki Mücteba Hamaney, Liderlik Ofisi’ndeki en nüfuzlu isim ve Devrim Muhafızları’nın ana bağlantısı olarak sistemin sertlik yanlısı tabanının desteğine sahiptir; ancak dini meşruiyet eksikliği ve gücün hanedanlaşmasına yönelik kamuoyu muhalefetiyle karşı karşıyadır. Buna karşılık, 67 yaşındaki İlim Havzaları Yöneticisi Ali Rıza Arafi, dini bürokraside yüksek nüfuza sahip ancak askeri kanatta karizması olmayan, elit mutabakatı için “güvenli” bir seçenek olarak öne sürülmektedir. Bu dönemin beklenmedik fenomeni ise, “Humeyni markasına” ve Necef’te Ayetullah Sistani ile olan ailevi bağa dayanarak Kum ve Necef havzaları arasında bir köprü kurabilen Ali Humeyni’dir (rejim kurucusunun torunu). Kardeşi Hasan Humeyni’nin aksine, sistemin sert çekirdeği tarafından güvenilir bulunan Ali Humeyni, Hamaney’in cenaze töreninde potansiyel bir lider olarak kendini göstermeyi başarmıştır. Bunların yanı sıra, Muhammed Mehdi Mirbağıri de radikal akımın temsilcisidir; ancak aşırı tutumları nedeniyle mutabakat sağlama şansı daha düşüktür.
Riyalin Çöküşü ve 2026 Genel Ayaklanmasının Boyutları
Liderlik geçişi, “makro-mali entropi” olarak adlandırılan ekonomik çöküşle aynı zamana denk gelmiştir. Ocak 2026’da riyalin dolar karşısındaki kuru 1,5 milyon riyal sınırını aşmış ve ekonomi fiilen “dolarize” olmuştur. Pezeşkiyan hükümetinin sübvansiyonsuz benzin fiyatını 50 bin riyale çıkarma kararı, 28 Aralık 2025’te 210 şehre yayılan genel ayaklanmanın kıvılcımını ateşlemiştir. Bu protestolar, Tahran esnafı, öğrenciler ve kamyoncu birlikleri arasında benzeri görülmemiş bir ittifakla şekillenmiş ve taleplerini ekonomik reformlardan rejimin tamamen devrilmesine dönüştürmüşlerdir. Rejimin yanıtı, savaş silahları kullanılarak gerçekleştirilen ve binlerce kişinin ölümüne yol açan kanlı bir baskı olmuştur; bununla birlikte, sınır illerinde asker kaçak oranının %14’e ulaşması, silahlı kuvvetler bünyesinde bir erozyon yaşandığını göstermektedir.
Devrim Muhafızları ve Garnizon Devletine Geçiş
Güçlü bir liderliğin yokluğunda, Devrim Muhafızları bir “güvenlik oligarşisine” dönüşme yolunda ilerlemektedir. Bu kurum, kontrolü sürdürmek için, iç baskıyla eş zamanlı olarak nükleer tesisleri dış saldırılara karşı korumak amacıyla seçkin “Sabirin” ve “Fatihin” tugaylarını başkentte konuşlandırmıştır. Bununla birlikte, Devrim Muhafızları’nın bölgesel stratejisi (“direniş ekseni”) ağır hasar görmüştür; Washington’un Irak’ta Kudüs Gücü’yle bağlantılı 100’den fazla kişi ve şirketi yaptırım listesine alması, Muhafızların mali damarlarını tıkamış ve İran’ın Bağdat’taki nüfuzunu son yirmi yılın en düşük seviyesine indirmiştir. Bölgesel kolların bu şekilde zayıflaması, Devrim Muhafızları’nı iç hayatta kalmaya ve siyasi yapıyı tamamen askerileştirmeye odaklanmak zorunda bırakmıştır.
Güney Azerbaycan ve Kafkasya’nın Jeopolitik Düzeninin Yeniden Tanımlanması
Güney Azerbaycan, 2026 yılında merkezkaç gelişmelerin odağı haline gelmiştir. Eylül 2025’te Urmiye Gölü’nün tamamen kurumasıyla sonuçlanan çevre felaketi, Azeri milliyetçiliğini, merkezin sözde “çevre ırkçılığına” karşı kitlesel bir talebe dönüştürmüştür. Aynı zamanda, Ağustos 2025’te TRIPP Koridoru (Uluslararası Barış ve Refah için Trump Yolu) anlaşmasının imzalanması denklemleri değiştirmiştir. Azerbaycan anakarasını Türkiye ve Avrupa’ya doğrudan bağlayan bu koridor, İran’ın bölge üzerindeki transit ve enerji baskı aracını ortadan kaldırmış ve Tahran’ı marjinalleştirmede hayati bir rol oynamıştır. Tahran’daki yetkililer bu projeyi, ülkenin kuzeybatısındaki bağımsızlık yanlısı eğilimleri güçlendirebilecek “varoluşsal bir tehdit” olarak görmektedir. Kürdistan’da PDKI gibi grupların faaliyetleri ve Belucistan’da Ceyş-ül Adl saldırılarının yoğunlaşmasıyla benzer bir potansiyel gözlemlenmekte olup, bu durum geçiş döneminde İran’ın toprak bütünlüğünü ciddi şekilde tehdit etmektedir.
Stratejik Senaryolar ve Bölgesel Sonuçlar
İran’ın siyasi geleceği dört ana yol üzerinden tasavvur edilebilir: Birincisi, Devrim Muhafızları’nın yönlendirmesiyle “Arafi” veya “Ali Humeyni” gibi bir liderin seçildiği ve yüzeysel reformların yapıldığı kontrollü devamlılık. İkincisi, Devrim Muhafızları tarafından gerçekleştirilecek resmi bir askeri darbe; bu, “milliyetçi bir cunta”nın oluşmasına ve uluslararası alanda daha fazla yalnızlaşmaya yol açar. Üçüncüsü, merkezi hükümetin sınır bölgelerinde egemenliğini uygulama yeteneğini kaybettiği ve etnik bölgelerin bağımsızlığa yöneldiği Suriye modeline benzer bir çöküş ve parçalanma (balkanizasyon). Dördüncüsü ise, protestocu koalisyonu tarafından rejimin devrilmesi ve geçici bir hükümetin kurulması yoluyla demokratik geçiş. Uluslararası boyutta ise İran, baskıları durdurmak için “krizi bölgeselleştirme” stratejisine yönelmiş ve ABD üsleri ile Basra Körfezi’ndeki enerji tesislerine füze saldırıları başlatmıştır. Bu arada Rusya ve Çin, saldırıları kınamakla birlikte, rejimi kurtarmak için doğrudan askeri müdahaleden kaçınmakta ve önceliği kendi vatandaşlarını tahliye etmeye vermektedir.
Politika Önerileri ve Sonuç
Bu tarihi geçişin sonuçlarını yönetmek için birkaç temel strateji önerilmektedir: Bölgenin İran’a olan transit bağımlılığını azaltmak için TRIPP Koridoru’nun güçlendirilmesi, güç boşluğunu önlemek amacıyla çevre bölgelerdeki (Güney Azerbaycan, Kürdistan ve Belucistan) sivil ve ulusal elitlerle doğrudan iletişim kanalları oluşturulması ve Urmiye Gölü sorununun gelecekteki barış anlaşmalarının bir parçası olarak uluslararasılaştırılması.
Ali Hamaney’in ölümü, İran’da ideolojik ve merkeziyetçi yönetim çağının sonudur. Riyalin çöküşü ve geniş çaplı ayaklanmalar, Velayet-i Fakih yapısının artık kendini yeniden üretemediğini göstermektedir. İran’ın geleceği, yeni elitlerin çevre halkların haklarını tanıyıp tanımayacağına veya merkeziyetçilikte ısrarın ülkeyi çöküşe sürükleyip sürüklemeyeceğine bağlıdır.