Dr.  Hamid Şehanegi

2026 yılının başlarında (Hicri Şemsi 1404) İran platosunu sarsan jeopolitik krizler, devletler arası klasik bir askeri çatışmanın ötesine geçerek, kimlik ve toprak sınırlarının yeniden tanımlanması için bir katalizör görevi görmektedir.ABD’nin “Destansı Öfke” operasyonu ve İsrail’in “Aslanların Kükreyişi” adlı saldırıları, İslam Cumhuriyeti’nin savunma altyapısını ve komuta yapısını çöküşün eşiğine getirip Ali Hamaney’in fiziki olarak bertaraf edilmesine yol açarken, İran’ın kuzeybatısındaki Kürt ve Türk milletleri arasındaki tarihi ayrışmalar benzeri görülmemiş bir şekilde aktif hale gelmiştir.Bu rapor, savaş ortamındaki mevcut yönetim durumunun derinlemesine ve çok yönlü bir incelemesini, Kürt partilerinin siyasi bildirilerinin eleştirisini, Batı Azerbaycan’daki toprak iddialarının analizini ve İslam Cumhuriyeti sonrası düzenin perspektifini çizmeyi amaçlamaktadır.


Merkezi Otoritenin Çöküşü ve İslam Cumhuriyeti’nin Savaşta Hayatta Kalma Paradigması

İslam Cumhuriyeti şu anda tarihinin en şiddetli meşruiyet ve etkinlik kriziyle karşı karşıyadır.İsrail’in üç ana aşamada yürüttüğü askeri strateji -savunma tesislerinin imhası, fırlatıcıların devre dışı bırakılması ve İran’ın derinliklerindeki insansız hava aracı üslerinin kullanılması- rejimin caydırıcılık kolunu fiilen kesmiştir.Bu durumda yönetim, savaş senaryosunda mutlaka mutlak bir kaybeden olmayacağı sonucuna varmıştır; çünkü savaş, insan hakları endişelerini küresel gündemden çıkarabilir ve iç bölünmeleri hükümet milliyetçiliğinin gölgesinde bırakabilir.Ancak, Ali Hamaney’in ölümü ve iktidarın ateş ve kan ortamında Mucibe Hamaney’e devri, istikrar yaratmadığı gibi, devletin geleneksel kontrol araçlarının daha da yıpranmasına yol açmıştır.
Bu belirsiz ortamda yönetim, etnik çatışmaları “böl ve yönet” aracı olarak kullanmaktadır.Saha raporları, Batı Azerbaycan eyaletinde güvenlik güçlerinin zaman zaman aşırılıkçı etnik sembollerin sergilenmesine karşı hoşgörülü davranarak halkın dikkatini dış düşmanla savaştan Türk-Kürt iç çatışmasına çekmeye çalıştığını göstermektedir.Hayatta kalma stratejisi, kısa vadede rejimin ömrünü uzatabilse de, İran’ın kuzeybatısındaki patlama potansiyelini, İslam Cumhuriyeti sonrası düzende İran platosunun toprak bütünlüğünü geri döndürülemez bir meydan okumayla karşı karşıya bırakabilecek bir seviyeye ulaştırmıştır.


Kürdistan Partileri Koalisyonu Bildirgesinin Eleştirisi ve “Millet” Tanımının Zorluğu

“İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu”nun (İran Kürdistan Demokrat Partisi, Komala, PJAK ve PAK gibi partileri içeren) kuruluşunu ilan etmesi ilk bakışta muhalefeti örgütleme çabası gibi görünse de, bu koalisyonun bildirileri Azerbaycanlı aktivistler arasında derin bir güvensizlik uyandıran kodlar içermektedir.Bu bildiriye yönelik temel eleştiri, “milletler” ve “İran’ın yeniden tasarlanması” gibi iç sınırların net bir haritası sunulmadan dile getirilen muğlak terimlerin kullanılmasıdır.Azerbaycanlı aktivistler, bu dilin karma nüfus yapısına sahip bölgelerdeki toprak iddiaları için bir örtü olduğuna inanmaktadır.
Bir diğer çalkantı noktası, Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’nin (PJAK) bu koalisyonda yer almasıdır.PKK’nın İran kolu olarak bilinen PJAK, yalnızca İslam Cumhuriyeti tarafından değil, aynı zamanda Türkiye ve hatta Amerika Birleşik Devletleri tarafından çeşitli dönemlerde terör örgütü veya sınır ötesi askeri ağlarla bağlantılı olarak görülmüştür.Demokrasi talep ettiğini iddia eden siyasi bir koalisyonda böyle bir gücün varlığı, stratejik açıdan gelecekteki siyasi denklemlere askeri ve gerilla aşamasının dahil edilmesi anlamına gelir ve Türkler ile Kürtler arasındaki demokratik diyaloğu silah diliyle değiştirebilir.


Batı Azerbaycan Coğrafyasında Türk-Kürt İlişkilerinin Tarihsel Analizi

Mevcut anlaşmazlıkların kökeni yalnızca çağdaş gelişmelerde aranmamalıdır; bu gerilimler İran yakın tarihinin derin katmanlarında gizlidir.İki kilit olay, Şeyh Ubeydullah Nehri’nin fitnesi ve Simko (İsmail Ağa Simitko) isyanı, Azerbaycan Türklerinin kolektif hafızasında iyileşmemiş yaralar olarak kalmıştır.Şeyh Ubeydullah 1880 yılında bağımsız Kürdistan’ı kurma hedefiyle Urmiye, Miyandoab ve Bünab şehirlerine geniş çaplı bir saldırı başlatarak bölgedeki 30 binden fazla Türk sakininin katledilmesine yol açmıştır.Benzeri görülmemiş bir vahşetle gerçekleştirilen bu saldırı, İran’ın kuzeybatısında dini ve etnik güvensizliğin temelini oluşturmuştur.
Bir sonraki aşamada, Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki iktidar boşluğu döneminde İsmail Ağa Simitko (Simko), merkezi hükümetin kargaşasından yararlanarak Lekistan, Selmas ve Urmiye bölgelerinde yağma ve katliamlar gerçekleştirmiştir.Mar Şimun Benyamin’in öldürülmesi ve Süryaniler ile Türklerin katliamına katılması, Simko’yu Azerbaycanlıların zihninde etnik terörün sembolü haline getirmiştir.Günümüzde Kürt partilerinin Simko’nun itibarını temizleme ve onu ulusal bir kahraman olarak tanıtma çabaları, Azerbaycanlılar tarafından merkezi hükümetteki herhangi bir zayıflığın toprak saldırısı ve etnik temizlikle sonuçlanacağına dair net bir mesaj olarak algılanmaktadır.Bu tarihsel arka plan, Kürt partilerinden gelen herhangi bir demokratik bildiriyi Azerbaycanlı aktivistlerin gözünde şüpheyle karşılamaktadır.


Batı Azerbaycan Sorunu ve Yayılmacı Semboller

Batı Azerbaycan eyaleti, Türkiye, Irak ve Azerbaycan Cumhuriyeti’ne sınır olması nedeniyle stratejik konumuyla toprak iddialarının odak noktası haline gelmiştir.Kürt partileri, bildirilerinde ve propaganda haritalarında bu eyaletin Urmiye şehri de dahil olmak üzere geniş bölümlerini “Büyük Kürdistan”ın bir parçası olarak tasvir etmektedir.Geleneksel Kürt bölgelerinin ötesine geçip Türk şehirlerini de içine alan bu haritalar, akademik olarak “yayılmacı kartografya” olarak bilinir ve amaçları çöküş sonrası dönemde yeni saha gerçeklerini oluşturmaktır.
Buna karşılık, Azerbaycan Türk milleti, tarihi ve demografik kimliğini vurgulayarak Batı Azerbaycan’ın idari sınırlarında herhangi bir değişikliği kırmızı çizgisi olarak görmektedir.Urmiye protestolarında “Bozkurt” sembollerinin kullanılması, bu iddialara kimlik temelli bir yanıttır.Stratejik açıdan Batı Azerbaycan, Türkler için yalnızca bir eyalet değil, aynı zamanda Türk dünyasına ve Türkiye’ye açılan bir bağlantı kapısıdır.Bu bölgede Kürtlerin siyasi olarak birleşmesi ve Azerbaycan’ın Türkiye ile coğrafi bağlantısını kesmesi, bölgede topyekûn bir savaşa yol açabilecek varoluşsal bir tehdit olarak görülmektedir.


1946 Paktı’nın Dersleri ve Geçici İşbirliği Modellerinin Başarısızlığı

Türk-Kürt ilişkilerindeki en önemli tarihi dönüm noktalarından biri, Nisan 1946’da Pişeveri (Azerbaycan Demokrat Fırkası lideri) ve Kadı Muhammed (Mahabad Cumhuriyeti Başkanı) arasında bir dostluk anlaşması imzalanmasıydı.Sovyetler Birliği’nin baskısı ve gözetimi altında imzalanan bu anlaşma, Tahran hükümetine karşı askeri ve siyasi işbirliğini vurguluyordu.Ancak akademik çalışmalar, o dönemde bile Negede (Sulduz) ve Uşnu (Şino) gibi bölgeler üzerinde şiddetli anlaşmazlıklar olduğunu ve işbirliğinin stratejik olmaktan çok taktiksel olduğunu göstermektedir.
Sovyet güçlerinin çekilmesinin ardından her iki yerel yönetimin hızla çökmesi, istikrarlı bir yasal yapı ve iç sınırlar üzerinde anlaşma olmadan etnik ittifakların dış baskılar ve iç çelişkiler karşısında hızla dağıldığını göstermiştir.Günümüzde Kürt partileri, Mahabad Cumhuriyeti’nden ilham alarak meşruiyetlerini yeniden inşa etmeye çalışmaktadır, ancak Mahabad Cumhuriyeti’nin yalnızca eyaletin güneyindeki küçük bir bölgeyi yönettiği gerçeğini göz ardı etmeleri, tüm Batı Azerbaycan eyaleti üzerindeki mevcut iddialarının 1945 tarihi gerçekleriyle bile çelişmesine neden olmaktadır.


Bölgesel Aktörlerin Rolü; Karmaşanın Ortasında Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti

2026 savaşı, Orta Doğu’daki güç dengesini Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti lehine değiştirmiştir.Türkiye, İslam Cumhuriyeti’nin çöküşünün İran’ın batı sınırlarında PKK ve PJAK’ın güçlenmesine yol açmasından derin endişe duymaktadır.Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’nın kendi sınırları yakınında terör örgütlerine dayalı yeni bir düzenin oluşmasına izin vermeyeceği konusunda defalarca uyarıda bulunmuştur.Türkiye’nin bu tutumu, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün korunmasını ve PJAK’ın nüfuzuyla mücadele edilmesini isteyen Azerbaycan Türklerinin ulusal çıkarlarıyla stratejik bir uyum oluşturmaktadır.
Azerbaycan Cumhuriyeti de Karabağ’daki zaferinin ardından ve Zengezur Koridoru’nu takip ederek, artık Güney Azerbaycan üzerinde etkili olan bölgesel bir güç olarak görülmektedir.İlham Aliyev’in “bağımsız Azerbaycan’ın İran Azerbaycanlıları için bir umut kaynağı olduğu” vurgusuyla aslında kimlik denklemine dahil olmuştur.Bakü, Ankara ve Tebriz arasındaki bu bağ, Batı Azerbaycan’da Kürt partilerinin toprak iddialarına karşı güçlü bir set oluşturmuştur.Aslında, Kürt partilerinin sınır şeridini kontrol altına almak için yapacakları herhangi bir askeri veya siyasi hareket, yalnızca yerel direnişle değil, aynı zamanda bölgesel orduların olası tepkisiyle de karşılaşacaktır.


Çevresel ve Ekonomik Krizler Çatışmanın Katalizörü Olarak

Batı Azerbaycan’ın stratejik analizinde Urmiye Gölü felaketi göz ardı edilemez.Azerbaycanlı aktivistler tarafından “çevre soykırımı” olarak tanımlanan gölün yok olması, toplumsal gerilimlerin artmasına yol açmıştır.Azerbaycanlılar, yönetimin gölün rehabilitasyonunu ihmal ederek Türklerin zorunlu göçünü ve bölgenin demografik yapısının diğer gruplar lehine değiştirilmesini hedeflediğine inanmaktadır.Bu ortamda, Kürt partilerinden gelen herhangi bir toprak iddiası, Urmiye Gölü’nün yarasına tuz basmakta ve Türkler arasında toprağı savunma duygusunu iki katına çıkarmaktadır.
Savaştan kaynaklanan ekonomik kriz, internet kesintileri ve sınır ticaretinin felç olması, yerel toplulukların hayatta kalmak için kimlikçi gruplara yönelmesine neden olmuştur.Kürt ve sınır bölgelerindeki yoksulluk ve işsizlik, PJAK gibi gruplara üye kazandırmanın zeminini hazırlarken, Türk bölgelerinde güvenliği ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü korumak birinci öncelik haline gelmiştir.Bu ekonomik ve sosyal uçurum, çöküş sonrası dönemde sınırlı kaynaklar üzerinde bir iç savaşa dönüşme potansiyeli taşımaktadır.


İran Sonrası Düzen Senaryoları ve Stratejik Akıl Gerekliliği

Mevcut verilere göre, İran’ın kuzeybatısının geleceği için üç ana senaryo düşünülebilir.Birinci senaryo, bölgenin “Balkanlaşması”dır; Urmiye, Sulduz (Negede) ve Selmas gibi karma şehirlerde sokak çatışmalarının başlaması ve bölgesel güçlerin askeri müdahalesine yol açmasıdır.En tehlikeli olasılık olan bu senaryo, geniş çaplı etnik temizliklere ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden olabilir.
İkinci senaryo, “tarihi sınırlara dayalı demokratik federalizm”dir.Bu senaryoda, Kürt partileri yayılmacı haritalardan geri adım atarak ve Batı Azerbaycan’ın Türk kimliğini kabul ederek, Azerbaycanlı seçkinlerle homojen etnik bölgelerde ortak yönetim veya özerklik modeli oluşturmak için yapıcı diyaloğa girerler.Ancak bu senaryonun gerçekleşmesi, Kürt partilerinin “Büyük Kürdistan” gibi kışkırtıcı sembollerden vazgeçmelerini ve PJAK’ı denklemlerinden çıkarmalarını gerektirmektedir.
Üçüncü senaryo, tüm etnik hareketleri askeri araçlarla bastırmaya çalışan, Tahran merkezli laik bir merkezi hükümetin kurulmasıdır.Bu senaryo kısa vadede istikrar yaratabilse de, Azerbaycan ve Kürdistan’daki kimlik taleplerinin derinliği nedeniyle yalnızca krizin ertelenmesine ve ulusal öfkenin birikmesine yol açacaktır.


Sonuç ve Stratejik Öneriler

Bu rapor, İran’ın kuzeybatısının 2026 savaşının ortasında bıçak sırtında olduğunu göstermektedir.İslam Cumhuriyeti’nin etnik bölünmeleri kışkırtmaya dayalı hayatta kalma politikaları, Kürt partilerinin muğlak bildirileri ve yayılmacı haritalarıyla birleşerek mutlak bir güvensizlik ortamı yaratmıştır.Geçiş döneminde felaketi önlemek için gereklidir ki:

İran değişimin eşiğindedir, ancak bu değişim toprak adaleti ve milletlerin tarihi kimliklerine saygı temelinde olmazsa, dış düşmanla savaş yalnızca bitmek bilmeyen iç savaşların başlangıcı olacaktır. Urmiye’deki gelişmelerin ve siyasi bildirilerin dikkatli analizi, İran platosundaki barışın Tahran’da değil, Tebriz ile Mahabad arasında adil bir anlaşmaya bağlı olduğunu göstermektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir