İRAN-BATI SAVAŞI GÖLGESİNDE TÜRKİYE VE İRAN ARASINDAKİ TİCARİ, ENERJİ VE FİNANSAL İLİŞKİLERİN STRATEJİK DÖNÜŞÜMÜ

28 Şubat 2026 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail koalisyonunun İran’ın askeri ve nükleer tesislerine yönelik başlattığı “Operation Epic Fury” (Destansı Öfke Operasyonu), Ortadoğu’nun siyasal iktisat haritasını kökten değiştirmiştir. Bu çatışma, sadece bölgesel bir askeri angajman değil, aynı zamanda küresel enerji arz güvenliği, uluslararası ticaret rotalarının yeniden yapılandırılması ve bölgesel sermaye hareketlerinin yön değiştirdiği sistemik bir kırılma noktasıdır. İran’ın 4 Mart 2026’da Hürmüz Boğazı’nı kapattığını ilan etmesiyle başlayan süreç, küresel ekonomiyi 1970’li yıllardaki petrol şoklarına benzer bir stagflasyonist sarmala sürüklemiş, bu durum Türkiye ve İran arasındaki ikili ekonomik ilişkilerin doğasını da güvenlik eksenli bir karşılıklı bağımlılık modeline dönüştürmüştür.

İRAN’DA LİDERLİK GEÇİŞİ VE JEOPOLİTİK SONUÇLARIPolitika Raporu – 2026

İran İslam Cumhuriyeti, 2026 yılında siyasi yapısının varlığını tehdit eden çok boyutlu ve benzeri görülmemiş bir krizle karşı karşıyadır. Ali Hamaney’in 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in hava saldırıları sırasında ani ölümü, yalnızca siyasi piramidin tepesinde bir güç boşluğu yaratmakla kalmamış, aynı zamanda bastırılmış ekonomik, sosyal ve etnik krizlerin patlaması için bir katalizör görevi görmüştür. Bu rapor, halefiyet sürecini, kilit aktörleri, ekonomik çöküşü ve Güney Azerbaycan da dahil olmak üzere çevre bölgelere özel bir vurgu yaparak bu gelişmenin jeopolitik sonuçlarını derinlemesine analiz etmektedir.

TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ BÖLGESEL GELİŞMELER PERSPEKTİFİNDE

2025 ve 2026 yıllarını kapsayan iki yıllık dönem, Ortadoğu diplomasi tarihinde belirleyici bir kesit olarak kaydedilmiştir. Bu dönemde bölgesel düzen, cerrahi askeri müdahaleler ve azami baskı doktrinlerinin geri dönüşüyle yeniden tanımlanmıştır. Bu süreçte Türkiye-İran ilişkileri, geleneksel yönetilen rekabetten “eşik yönetimi” olarak adlandırılabilecek bir aşamaya evrilmiştir; öyle ki Ankara, Tahran’ın istikrarını diplomatik bir tercih olarak değil, kendi ulusal güvenliğinin temel bir unsuru olarak görmektedir.

Bu dönemdeki gelişmeler, özellikle Haziran 2025’te ABD ve İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine düzenlediği “Rising Lion” (Kükreyen Aslan) adı verilen geniş çaplı askeri saldırı sonrasında, güç dengesini benzeri görülmemiş bir şekilde Türkiye lehine değiştirmiştir. 2024 sonu ve 2025 başında Suriye’de Esad rejiminin çöküşü de “Direniş Ekseni”ne yapısal bir darbe vurarak İran’ın bölgesel nüfuzunu ciddi ölçüde azaltırken, Türkiye’yi Levant ve kuzey Irak’ta yeni hegemonik güç olarak konumlandırmıştır.