BAKÜ, JEOEKONOMİK SAVAŞLAR VE ÇOK KUTUPLU DÜZEN ÇAĞINDA

World Economic Forum tarafından yayımlanan “2026 Küresel Riskler Raporu”, “rekabet çağına” girmiş bir dünyanın portresini çiziyor; çok taraflılığın zayıfladığı ve devletlerin ekonomik, teknolojik ve güvenlik araçlarıyla nüfuzlarını artırmak için her zamankinden daha sert biçimde rekabet ettiği bir dünya…

Bu raporu Azerbaijan açısından okuduğumuzda ise Bakü’nün, raporda vurgulanan gelişmelerin tam merkezinde yer aldığı açıkça görülüyor: jeoekonomik savaşlar, enerji rekabeti, ulaşım koridorları krizi, bölgesel gerilimler ve Avrasya’daki güç dengelerinin yeniden tanımlanması…
Aslında WEF raporunda tasvir edilen dünya, Azerbaycan’ın son yıllarda içinde hızla konumunu sağlamlaştırdığı dünyanın ta kendisidir.

Gelecek İran’da Çokdillilik ve Ortak Türkçe İmkânı

Bu değerlendirme, İran sınırları içerisinde varlık gösteren Türk topluluklarının dilsel coğrafyasını ve bu topluluklar arasında ortak bir standart Türkçe oluşturulması imkânını incelemektedir. İran’daki Türk varlığı, genellikle yalnızca Güney Azerbaycan bölgesiyle sınırlandırılsa da; gerçek tablo Hemedan’dan Fars eyaletine, Horasan’dan Türkmen Sahra’ya kadar uzanan devasa bir dil sürekliliğine işaret etmektedir. Bu yazıda, mevcut lehçeler arasındaki yapısal yakınlığı, Farsçanın standartlaşma tecrübesiyle kıyaslayarak; gelecekte muhtemel bir demokratikleşme sürecinde Türkçenin kamusal temsil ve eğitim dili olarak üstlenebileceği rolü tartışmaktadır.

İRAN-BATI SAVAŞI GÖLGESİNDE TÜRKİYE VE İRAN ARASINDAKİ TİCARİ, ENERJİ VE FİNANSAL İLİŞKİLERİN STRATEJİK DÖNÜŞÜMÜ

28 Şubat 2026 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail koalisyonunun İran’ın askeri ve nükleer tesislerine yönelik başlattığı “Operation Epic Fury” (Destansı Öfke Operasyonu), Ortadoğu’nun siyasal iktisat haritasını kökten değiştirmiştir. Bu çatışma, sadece bölgesel bir askeri angajman değil, aynı zamanda küresel enerji arz güvenliği, uluslararası ticaret rotalarının yeniden yapılandırılması ve bölgesel sermaye hareketlerinin yön değiştirdiği sistemik bir kırılma noktasıdır. İran’ın 4 Mart 2026’da Hürmüz Boğazı’nı kapattığını ilan etmesiyle başlayan süreç, küresel ekonomiyi 1970’li yıllardaki petrol şoklarına benzer bir stagflasyonist sarmala sürüklemiş, bu durum Türkiye ve İran arasındaki ikili ekonomik ilişkilerin doğasını da güvenlik eksenli bir karşılıklı bağımlılık modeline dönüştürmüştür.