BÖLGESEL SAVAŞTAN KÜRESEL KAOSA; SAVAŞIN NİHAİ SENARYOLARI

28 Şubat 2026’da ABD öncülüğündeki “Epic Fury” (Destansı Gazap) Harekatı ve İsrail’in “Roaring Lion” (Kükreyen Aslan) Harekatı ile başlayan askeri kriz, sınırlı bir çatışmanın ötesinde, İslam Cumhuriyeti ile Batı bloğu arasındaki 47 yıllık çatışmanın doruk noktasıdır. Bu savaş, 2025 yılındaki diplomatik çabaların başarısızlığının doğrudan bir ürünüdür; Maskat ve Roma müzakereleri, Washington’un uranyum zenginleştirmesinin tamamen sökülmesi konusundaki ısrarı ile Tahran’ın yaptırımların kaldırılması talebi arasındaki uçurumun kapatılamayacağını göstermiştir. Sahadaki gelişmeler, İran’daki geniş çaplı Aralık 2025 ve Ocak 2026 protestolarının Beyaz Saray’ın hesaplarını bir “silah kontrolü operasyonu”ndan bir “siyasi mühendislik projesi”ne dönüştürdüğünü göstermektedir; zira Trump, hoşnutsuzluğun derinliğini görerek rejimin tarihinin en sarsıntılı döneminde olduğu sonucuna varmıştır.

Korkunun Stratejik Aşınması ve Zihinsel Otoritenin Çöküşü

Siyasal bilimler ve iktidar sosyolojisi literatüründe “korku”, her zaman yönetimin en kadim ama aynı zamanda en karmaşık araçlarından biri olarak ele alınmıştır. Antik şehir-devletlerinden 20. yüzyılın totaliter rejimlerine ve günümüzün otoriter sistemlerine kadar korku üretimi, yalnızca fiziksel baskı aracı olarak değil, demokratik meşruiyetin yokluğunda varlığı sürdürmeye yönelik bir “üst strateji” olarak işlev görmüştür. Modern siyaset tarihinde korku, çoğu zaman rasyonel siyaset yapımının yerine geçmiştir. Ancak tarihsel veriler ve güncel süreçler göstermektedir ki korku, yöneticilerin sandığının aksine yenilenebilir bir kaynak değildir; sürekli kullanıldıkça aşınır ve nihayetinde çöker. Bu analiz, söz konusu aşınmanın mekanizmalarını, İran İslam Cumhuriyeti deneyimine odaklanarak ve küresel örneklerle karşılaştırmalı biçimde incelemektedir.

İRAN’DA YENİ PROTESTOLAR; YORGUN BİR TOPLUM VE DEĞIŞEN BİR DÜNYA

İran’daki son protestoları yalnızca önceki hoşnutsuzluk dalgalarının bir tekrarı olarak görmek mümkün değildir. Bugün sokaklarda, sosyal ağlarda ve hatta toplumun anlamlı sessizliklerinde görülenler, üç eşzamanlı krizin kesişiminin ürünüdür: kronik ekonomik aşınma, siyasal güvenin çöküşü ve jeopolitik fırtınaların ortasında kalma hissi. Bu bileşim, yeni protestoları 2022’deki (1401) ayaklanmadan ayırır; yalnızca talepler bakımından değil, kolektif ruh hali ve beklenti ufku açısından da