İRAN-BATI SAVAŞI GÖLGESİNDE TÜRKİYE VE İRAN ARASINDAKİ TİCARİ, ENERJİ VE FİNANSAL İLİŞKİLERİN STRATEJİK DÖNÜŞÜMÜ

28 Şubat 2026 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail koalisyonunun İran’ın askeri ve nükleer tesislerine yönelik başlattığı “Operation Epic Fury” (Destansı Öfke Operasyonu), Ortadoğu’nun siyasal iktisat haritasını kökten değiştirmiştir. Bu çatışma, sadece bölgesel bir askeri angajman değil, aynı zamanda küresel enerji arz güvenliği, uluslararası ticaret rotalarının yeniden yapılandırılması ve bölgesel sermaye hareketlerinin yön değiştirdiği sistemik bir kırılma noktasıdır. İran’ın 4 Mart 2026’da Hürmüz Boğazı’nı kapattığını ilan etmesiyle başlayan süreç, küresel ekonomiyi 1970’li yıllardaki petrol şoklarına benzer bir stagflasyonist sarmala sürüklemiş, bu durum Türkiye ve İran arasındaki ikili ekonomik ilişkilerin doğasını da güvenlik eksenli bir karşılıklı bağımlılık modeline dönüştürmüştür.
İRAN’IN EKONOMİK SERBEST BÖLGELERİ VE GÜNEY AZERBAYCAN’DA KALKINMA BAŞARISIZLIĞI

Gelişmekte olan ülkelerde, özellikle de rantçı ve merkeziyetçi yapılarla yönetilen ülkelerde ekonomik kalkınma; kaynakların ve fırsatların adil dağılımı konusunda her zaman temel meydan okumalarla karşı karşıya kalmıştır. İran’ın siyasi coğrafyasında bu zorluklar, alışılagelmiş ekonomik eşitsizliklerin ötesine geçerek; etnik ayrımcılık, mekânın güvenlikleştirilmesi ve “iç sömürgecilik” yaklaşımlarının karmaşık katmanlarıyla düğümlenmiştir. Güney Azerbaycan’ın kalbinde yer alan Aras ve Maku serbest ticaret-sanayi bölgeleri, egemenliğin kalkınma odaklı sloganları ile çevredeki sömürücü ve kontrolcü gerçekler arasındaki çelişkinin bariz örnekleridir. Bu analitik rapor, ekonomi politik ve kalkınma sosyolojisi kuramsal çerçevelerinden yararlanarak, bu iki bölgenin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmadaki başarısızlığını ve merkezin çevre üzerindeki tahakkümünü yeniden üretme araçlarına dönüşme nedenlerini derinlemesine incelemeye çalışmaktadır.