İRAN’IN ABD VE İSRAİL İLE SAVAŞININ AZERBAYCAN CUMHURİYETİ’NE ETKİLERİ

İran ile Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail arasında devam eden savaş, artık sadece sınırlı bir askeri çatışma değildir; bu savaş, Orta Doğu ve çevresinin jeopolitik haritasını hızla yeniden tanımlamaktadır. Kafkasya, Rusya, İran ve Türk dünyasının kesiştiği noktada bulunan Azerbaycan Cumhuriyeti, bu krizin çelişkili ve karmaşık sonuçlarına birçok diğer aktörden daha fazla maruz kalmıştır. Bakü’nün mevcut konumu tek bir cümleyle özetlenebilir: “Tehlikenin ön saflarında duran potansiyel bir kazanan.”

Şubat ve Mart 2026’nın sonundaki askeri ve siyasi gelişmeler, Batı Asya ve Kafkasya bölgesini en büyük tarihi kırılmalardan birine maruz bırakmıştır. Bu rapor, bu çatışmanın Bakü üzerindeki siyasi, güvenlik, ekonomik ve enerji boyutlarındaki kapsamlı sonuçlarını analiz etmekte ve özellikle 30-40 milyonluk Güney Azerbaycan Türkleri faktörüne odaklanarak, Bakü ve Tahran’ın 30 Mart 2026’ya kadarki büyük stratejilerini incelemektedir.

İRAN’DA TÜRKLER VE KÜRTLER ARASINDAKI ÇATIŞMALARIN STRATEJIK ANALIZI

2026 yılının başlarında (Hicri Şemsi 1404) İran platosunu sarsan jeopolitik krizler, devletler arası klasik bir askeri çatışmanın ötesine geçerek, kimlik ve toprak sınırlarının yeniden tanımlanması için bir katalizör görevi görmektedir.ABD’nin “Destansı Öfke” operasyonu ve İsrail’in “Aslanların Kükreyişi” adlı saldırıları, İslam Cumhuriyeti’nin savunma altyapısını ve komuta yapısını çöküşün eşiğine getirip Ali Hamaney’in fiziki olarak bertaraf edilmesine yol açarken, İran’ın kuzeybatısındaki Kürt ve Türk milletleri arasındaki tarihi ayrışmalar benzeri görülmemiş bir şekilde aktif hale gelmiştir.Bu rapor, savaş ortamındaki mevcut yönetim durumunun derinlemesine ve çok yönlü bir incelemesini, Kürt partilerinin siyasi bildirilerinin eleştirisini, Batı Azerbaycan’daki toprak iddialarının analizini ve İslam Cumhuriyeti sonrası düzenin perspektifini çizmeyi amaçlamaktadır.

KANLI BİLANÇO VE BÖLGESEL DÜZENİN ÇÖKÜŞÜ: ORTA DOĞU SAVAŞI’NIN STRATEJİK SONUÇLARINA DAİR BİR ANALİZ

Dünya, Orta Doğu’daki yangının alevlerini izlerken, onlarca yıldır bölgeye hükmeden jeopolitik düzen, 100 saatten kısa bir sürede bir kül yığınına dönüştü. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in 28 Şubat 2026 şafağında başlattığı ortak operasyon, yalnızca geleneksel bir askeri çatışma değil, aynı zamanda etkileri İran Platosu’nun sınırlarını aşıp New York’un finans piyasalarına ve Doğu Asya’nın stratejik limanlarına kadar uzanan, dünyanın siyasi ve ekonomik coğrafyasında köklü bir dönüşümün başlangıcıydı. Bu rapor, bu krizin çeşitli boyutlarını uzman bir bakış açısıyla inceleyerek, İran’ın iç yapılarının çöküşünü, küresel enerji krizini, Türkiye’nin istikrarsız durumunu ve bölgedeki güç dengesindeki değişimi derinlemesine analiz etmektedir.

İRAN’DA LİDERLİK GEÇİŞİ VE JEOPOLİTİK SONUÇLARIPolitika Raporu – 2026

İran İslam Cumhuriyeti, 2026 yılında siyasi yapısının varlığını tehdit eden çok boyutlu ve benzeri görülmemiş bir krizle karşı karşıyadır. Ali Hamaney’in 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in hava saldırıları sırasında ani ölümü, yalnızca siyasi piramidin tepesinde bir güç boşluğu yaratmakla kalmamış, aynı zamanda bastırılmış ekonomik, sosyal ve etnik krizlerin patlaması için bir katalizör görevi görmüştür. Bu rapor, halefiyet sürecini, kilit aktörleri, ekonomik çöküşü ve Güney Azerbaycan da dahil olmak üzere çevre bölgelere özel bir vurgu yaparak bu gelişmenin jeopolitik sonuçlarını derinlemesine analiz etmektedir.

İRAN PARÇALANMANIN EŞİĞİNDE; YAPISAL AYRIŞMA VE BALKANLAŞMA MUAMMASI

İran’ın 2020’lerin ortasındaki iç gelişmeleri yalnızca ekonomik göstergelerle ya da siyasi hoşnutsuzluğun olağan döngüleriyle açıklanamaz. Giderek şekillenen tablo; ekonomik baskının, kurumsal güven erozyonunun ve her şeyden önemlisi kimlik güvenliği alanında biriken fay hatlarının karmaşık bileşimidir. Bu çerçevede “yapısal ayrışma” kavramı, çevre bölgelerde kalkınma yollarının, siyasal temsiliyetin ve kültürel yeniden üretimin Tahran’daki karar alma merkezinden kademeli biçimde uzaklaşması anlamına gelmektedir. Bu süreç henüz kopuş noktasına ulaşmamış olsa da, işaretleri farklı düzeylerde gözlemlenebilmektedir.

DONALD TRUMP’IN İRAN İSLAM CUMHURİYETİ’NE YÖNELİK NARSİSİZMİ VE STRATEJİSİ

Donald Trump’ın İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik davranış ve söylem modelini analiz etmek, onun eylemlerinin bilinçli bir stratejik planlamanın ürünü mü yoksa sadece psikolojik dürtülerden mi kaynaklandığı sorusuna cevap verebilmek için kişiliğinin derin katmanlarının ve bunun iş dünyasındaki deneyimleriyle bağlantısının derinlemesine incelenmesini gerektirir. Gerçek şu ki, Trump’ın düşünce yapısında kişilik ve strateji arasındaki ayrım fiilen ortadan kalkmıştır; başka bir deyişle, doğuştan gelen özelliklerini siyasi hedeflerini ilerletmek için bir araç olarak kullanmaktadır. Siyaset literatüründe “deli adam teorisi” olarak bilinen bu yaklaşım, eğer bir ülkenin lideri düşmanlarını öngörülemez, pervasız ve hatta aşırı eylemlere hazır biri olduğuna ikna edebilirse, karşı tarafın kontrol edilemez sonuçlardan korkarak daha fazla taviz vereceği varsayımına dayanır. Trump bu teoriden yararlanarak kararları etrafında stratejik bir belirsizlik yaratır ve bu da düşmanlarının ve hatta müttefiklerinin sürekli bir kararsızlık içinde kalmasına neden olur. Ancak psikolojik analistler, bu davranışın yalnızca stratejik bir maske olmadığına, aşırı hayranlık ihtiyacı, eleştiriye aşırı duyarlılık ve dünyayı mutlak dost ve düşman kutuplarına bölme eğiliminin görüldüğü “narsisistik kişilik bozukluğu”na (NPD) dayandığına inanmaktadır. Bu kişilik özellikleri, onun İran’ı basmakalıp ve basitleştirilmiş bir kalıpta “kötü aktör” ve “mutlak tehdit” olarak tanımlamasına yol açmıştır; bu yaklaşım, jeopolitik karmaşıklıkları basit ve siyah-beyaz cevaplara feda etmektedir.

PEZEŞKİYAN, GORBAÇOV MODELİ ÖLÇEĞİNDE VE İSLAM CUMHURİYETİ’NİN YAPISAL ENTROPİSİ

İdeolojik otoriter rejimlerde siyasal dönüşümlerin seyri, ekonomik krizler ve toplumsal tıkanmaların kesiştiği kritik eşiklerde, iktidar ile toplum tabanı arasındaki fay hattının patlama noktasına ulaştığı yönünde eğilim gösterir. Bu koşullarda, içeriden reform vaat eden figürlerin ortaya çıkışı, sistemin çökmeden yapısal dönüşüm geçirip geçiremeyeceğine dair temel soruları gündeme taşır. Sovyetler Birliği’nin son lideri Mihail Gorbaçov, nihayetinde bizzat o sistemi dağıtan bir yenileme girişiminin en çarpıcı sembolüdür. Mesud Pezeşkiyan’ın 2024’te iktidara gelmesi ve İran’ın 2024–2026 döneminde çok boyutlu krizlerinin derinleşmesiyle birlikte, “İran’ın Gorbaçov’u olabilir mi?” sorusu stratejik analizlerin merkezine yerleşmiştir. Bu rapor, analitik ve karşılaştırmalı bir yaklaşımla güç yapıları, ekonomik dinamikler, askerî-güvenlik güçlerinin rolü ve uluslararası değişkenleri inceleyerek bu soruya net bir yanıt üretmeyi amaçlamaktadır.

TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATİ DOKTRİNİ VE GÜNEY AZERBAYCAN

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Avrasya bölgesindeki güç dinamikleri, ulusal ve bölgesel kimliklerin yeniden tanımlanması için yeni bir yol açmıştır. Bunun merkezinde, yükselen bir güç odağı olarak Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) ortaya çıkışı yer almaktadır. Dilsel, kültürel ve tarihi ortaklıklar temelinde kurulan bu teşkilat, giderek kültürel bir danışma forumundan stratejik, güvenlik ve savunma boyutları olan uluslararası bir kuruma dönüşmüştür. Bu süreçte, İran’ın kuzey ve kuzeybatısındaki Türk nüfuslu bölgelere atıfta bulunan “Güney Azerbaycan” konusu, TDT’nin jeopolitik çıkarları ile İran İslam Cumhuriyeti’nin ulusal güvenliğinin kesiştiği en hassat noktalardan biri haline gelmiştir. Teşkilatın yaklaşımlarının derinlemesine analizi, “Türk Dünyası Birliği” doktrininin sadece üye ülkelerin siyasi sınırlarında durmadığını, komşu ülkelerdeki -özellikle İran’daki- “soydaşları” Türk medeniyet ve kimlik alanının bir parçası olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.

İRAN–ABD SAVAŞININ İRAN, TÜRKİYE VE KÜRESEL ENERJİ ÜZERİNDEKİ GİZLİ SONUÇLARI

İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında tam kapsamlı bir askerî çatışmanın ekonomik sonuçları, borsa dalgalanmaları ya da döviz kurundaki ani sıçramalarla sınırlı biçimde ele alınamaz. Politik ekonomi perspektifinden bakıldığında, böyle bir gelişme ulusal ve bölgesel düzeyde güç dengelerinin, kaynak tahsis biçimlerinin ve ekonomik kurumların işleyişinde derin bir dönüşüm anlamına gelir. Bu çerçevede temel mesele, “yaptırımların sertleşmesi”nden ziyade, yaptırım baskısı altındaki bir ekonomiden savaş ekonomisine geçiştir. Bu geçişte ekonomik karar alma mantığı, kalkınma ve refahtan hayatta kalma, askerî lojistiğin sağlanması ve kıtlıkların yönetilmesine doğru kayar.

OCAK 2026 OLAYLARINDA “KRİZ ANINDA LİDERLİĞİN MİYOPLUĞU”NUN STRATEJİK HATASI

İran’da Ocak 2026’da patlak veren ülke çapındaki protestolar, bir toplumsal hareket olmanın ötesinde, “stratejik yakın görüşlülüğe” (Strategic Myopia) dayalı yönetişim paradigmasının başarısızlığının somut bir manifestosu niteliğindeydi. Kriz yönetimi literatüründe bu kavram, örgütlerin yerleşik prosedürleri ile çevrenin dinamik gerçeklikleri arasındaki bilişsel boşluğa işaret eder; bu boşluk, liderlerin uyum sağlamak yerine modası geçmiş stratejilerde ısrar etmelerine yol açar. Ocak 2026 olaylarında Ali Hamaney, kısa vadeli hayatta kalmaya aşırı odaklanarak rejimin yapısal çöküşünü kavramakta aciz kaldı ve çıplak baskı modelinde ısrar ederek “liderlik yakın görüşlülüğü” (Leadership Myopia) ile geriye kalan meşruiyeti de tahrip etti. Bu analiz, söz konusu stratejik hatayı ve sonuçlarını incelemektedir.