İRAN’DA DİJİTAL BASKI VE SİVİL DİRENİŞİN GELECEĞİ

İran İslam Cumhuriyeti’nin 2024-2026 yılları arasındaki dijital yönetişim biçimindeki paradigmatik değişim, “tepki odaklı sansürden” “yapısal ve önleyici otoriterliğe” geçişi göstermektedir. “Mutlak siber egemenlik” elde etme hedefiyle tasarlanan bu süreç, web sitelerinin basitçe engellenmesinin ötesine geçerek, Ulusal Bilgi Ağı (NIN) mimarisinin yeniden tasarlanmasına ve biyometrik gözetim için yapay zeka kullanımına yönelmiştir. Bu çerçevede internet, artık kamusal bir araç değil; erişimi sosyal statü, siyasi sadakat ve güvenlik gerekliliklerine göre sınıflandırılan bir devlet ayrıcalığı olarak yeniden tanımlanmıştır. Bu politika belgesi, söz konusu dönüşümün teknik, hukuki, ekonomik ve sosyal boyutlarını incelemekte ve buna karşı mücadele yollarını sunmaktadır.
TRAKTÖR FK: GÜNEY AZERBAYCAN’IN JEOPOLİTİK KİMLİK ÜSSÜ

Modern siyaset biliminde ve uluslararası ilişkilerde spor, yalnızca bir eğlence veya rekabet alanı değil, aynı zamanda bastırılmış toplumsal kimliklerin, siyasal taleplerin ve etnik mobilizasyonun en güçlü ifade zeminlerinden biri olarak kabul edilmektedir. İran İslam Cumhuriyeti’nin kuzeybatı bölgesi Güney Azerbaycan olarak adlandırılan coğrafyada, Traktör Futbol Kulübü (eski adıyla Traktör Sazi FC), geleneksel bir futbol takımı olmanın çok ötesine geçerek bir halkın “ulusal” temsilcisi ve sivil haklar mücadelesinin ana platformu haline gelmiştir. Tebriz merkezli bu kulüp, İran devletinin on yıllardır sürdürdüğü merkeziyetçi ve Fars odaklı asimilasyon politikalarına karşı, yaklaşık 40 milyonluk bir nüfusun kolektif iradesini yansıtan bir direniş marşı işlevi görmektedir.
OYUN DEĞİŞTİRME” STRATEJİSİ: TRUMP 2.0 DOKTRİNİ VE ZENGEZUR KORİDORU (TRIPP) KARŞISINDA İRAN’IN JEOEKONOMİK YENİDEN KONUMLANMASI

2025 yılında Donald Trump’ın yeniden ABD Başkanı seçilmesi ve ardından İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş, İran’ın bölgesel caydırıcılık mimarisini zayıflatmış ve Güney Kafkasya’daki güç dengelerinde önemli bir yeniden yapılanma sürecini tetiklemiştir. Bu bağlamda, ABD’nin himayesinde oluşturulan ve Ermenistan ile Azerbaycan arasında imzalanan “Uluslararası Barış ve Refah için Trump Yolu” (TRIPP) anlaşması, Güney Kafkasya’da yeni bir jeopolitik ve jeoekonomik düzenin kurumsal temelini oluşturmuştur.
TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATİ DOKTRİNİ VE GÜNEY AZERBAYCAN

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Avrasya bölgesindeki güç dinamikleri, ulusal ve bölgesel kimliklerin yeniden tanımlanması için yeni bir yol açmıştır. Bunun merkezinde, yükselen bir güç odağı olarak Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) ortaya çıkışı yer almaktadır. Dilsel, kültürel ve tarihi ortaklıklar temelinde kurulan bu teşkilat, giderek kültürel bir danışma forumundan stratejik, güvenlik ve savunma boyutları olan uluslararası bir kuruma dönüşmüştür. Bu süreçte, İran’ın kuzey ve kuzeybatısındaki Türk nüfuslu bölgelere atıfta bulunan “Güney Azerbaycan” konusu, TDT’nin jeopolitik çıkarları ile İran İslam Cumhuriyeti’nin ulusal güvenliğinin kesiştiği en hassat noktalardan biri haline gelmiştir. Teşkilatın yaklaşımlarının derinlemesine analizi, “Türk Dünyası Birliği” doktrininin sadece üye ülkelerin siyasi sınırlarında durmadığını, komşu ülkelerdeki -özellikle İran’daki- “soydaşları” Türk medeniyet ve kimlik alanının bir parçası olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.
Korkunun Stratejik Aşınması ve Zihinsel Otoritenin Çöküşü

Siyasal bilimler ve iktidar sosyolojisi literatüründe “korku”, her zaman yönetimin en kadim ama aynı zamanda en karmaşık araçlarından biri olarak ele alınmıştır. Antik şehir-devletlerinden 20. yüzyılın totaliter rejimlerine ve günümüzün otoriter sistemlerine kadar korku üretimi, yalnızca fiziksel baskı aracı olarak değil, demokratik meşruiyetin yokluğunda varlığı sürdürmeye yönelik bir “üst strateji” olarak işlev görmüştür. Modern siyaset tarihinde korku, çoğu zaman rasyonel siyaset yapımının yerine geçmiştir. Ancak tarihsel veriler ve güncel süreçler göstermektedir ki korku, yöneticilerin sandığının aksine yenilenebilir bir kaynak değildir; sürekli kullanıldıkça aşınır ve nihayetinde çöker. Bu analiz, söz konusu aşınmanın mekanizmalarını, İran İslam Cumhuriyeti deneyimine odaklanarak ve küresel örneklerle karşılaştırmalı biçimde incelemektedir.
ÖLÜMCÜL MÜZAKERE TUZAĞI: 2025’TE TRUMP’IN İRAN’A YÖNELİK HİBRİT BASKI STRATEJİSİNİN ANATOMİSİ

2025 sonbaharında İran İslam Cumhuriyeti, son kırk yıllık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir jeopolitik baskı ve varoluşsal tehditler kavşağında bulunmaktadır. Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü, geçici bir siyasi olay değil; Washington’ın Tahran ile hesaplaşma paradigmasını “çevreleme”den “yapısal değişim”e dönüştüren “Project 2025” (Proje 2025) adlı yeni bir güvenlik doktrininin başlangıç noktasıdır.
İRAN’IN EKONOMİK SERBEST BÖLGELERİ VE GÜNEY AZERBAYCAN’DA KALKINMA BAŞARISIZLIĞI

Gelişmekte olan ülkelerde, özellikle de rantçı ve merkeziyetçi yapılarla yönetilen ülkelerde ekonomik kalkınma; kaynakların ve fırsatların adil dağılımı konusunda her zaman temel meydan okumalarla karşı karşıya kalmıştır. İran’ın siyasi coğrafyasında bu zorluklar, alışılagelmiş ekonomik eşitsizliklerin ötesine geçerek; etnik ayrımcılık, mekânın güvenlikleştirilmesi ve “iç sömürgecilik” yaklaşımlarının karmaşık katmanlarıyla düğümlenmiştir. Güney Azerbaycan’ın kalbinde yer alan Aras ve Maku serbest ticaret-sanayi bölgeleri, egemenliğin kalkınma odaklı sloganları ile çevredeki sömürücü ve kontrolcü gerçekler arasındaki çelişkinin bariz örnekleridir. Bu analitik rapor, ekonomi politik ve kalkınma sosyolojisi kuramsal çerçevelerinden yararlanarak, bu iki bölgenin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmadaki başarısızlığını ve merkezin çevre üzerindeki tahakkümünü yeniden üretme araçlarına dönüşme nedenlerini derinlemesine incelemeye çalışmaktadır.
TEBRİZ METROPOLÜNDE GECEKONDU KRİZİNİN STRATEJİK İNCELEMESİ

Tebriz metropolünde gecekondu sorunu, yalnızca fiziksel ve kentsel bir mesele değil; aynı zamanda Güney Azerbaycan’ın siyasal ve toplumsal coğrafyasında en karmaşık stratejik düğümlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bölgenin ekonomik ve kültürel merkezi olan Tebriz, bugün nüfusunun neredeyse yarısını biyolojik bir askıda kalmışlık ve yapısal istikrarsızlık durumuna sürükleyen bir olguyla karşı karşıyadır. Bu rapor, sosyolojik ve stratejik bir yaklaşımla, bu sürecin oluşum kökenlerini, sismik risk boyutlarını ve devlet politikalarının bu kriz karşısındaki etkinliğini derinlemesine analiz etmektedir.
OCAK 2026 OLAYLARINDA “KRİZ ANINDA LİDERLİĞİN MİYOPLUĞU”NUN STRATEJİK HATASI

İran’da Ocak 2026’da patlak veren ülke çapındaki protestolar, bir toplumsal hareket olmanın ötesinde, “stratejik yakın görüşlülüğe” (Strategic Myopia) dayalı yönetişim paradigmasının başarısızlığının somut bir manifestosu niteliğindeydi. Kriz yönetimi literatüründe bu kavram, örgütlerin yerleşik prosedürleri ile çevrenin dinamik gerçeklikleri arasındaki bilişsel boşluğa işaret eder; bu boşluk, liderlerin uyum sağlamak yerine modası geçmiş stratejilerde ısrar etmelerine yol açar. Ocak 2026 olaylarında Ali Hamaney, kısa vadeli hayatta kalmaya aşırı odaklanarak rejimin yapısal çöküşünü kavramakta aciz kaldı ve çıplak baskı modelinde ısrar ederek “liderlik yakın görüşlülüğü” (Leadership Myopia) ile geriye kalan meşruiyeti de tahrip etti. Bu analiz, söz konusu stratejik hatayı ve sonuçlarını incelemektedir.
İRAN’DA YENİ PROTESTOLAR; YORGUN BİR TOPLUM VE DEĞIŞEN BİR DÜNYA

İran’daki son protestoları yalnızca önceki hoşnutsuzluk dalgalarının bir tekrarı olarak görmek mümkün değildir. Bugün sokaklarda, sosyal ağlarda ve hatta toplumun anlamlı sessizliklerinde görülenler, üç eşzamanlı krizin kesişiminin ürünüdür: kronik ekonomik aşınma, siyasal güvenin çöküşü ve jeopolitik fırtınaların ortasında kalma hissi. Bu bileşim, yeni protestoları 2022’deki (1401) ayaklanmadan ayırır; yalnızca talepler bakımından değil, kolektif ruh hali ve beklenti ufku açısından da